duygu santralı

22/11/2008 - ensest ilişkiler ve çocuk tacizi (prof.dr ahmet çelikkol tarih p

ENSEST

"Ve Lut dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi... Ve büyük

kızı küçüğüne dedi: Babamız kocamıştır ve bütün dünyanın

yoluna göre yanımıza girmek üzere erkek yoktur; gel babamıza

şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için

onunla yatanz. Ve o gece de babalanna şarap içirdiler ve büyük

kız girip babası ile yattı ve onun yatmasını kalkmasını bilmedi.

Ve vaki oldu ki ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi: İşte, dün

gece babamla yattım; bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan

zürriyet yaşatmak için, gir, onunla yat. Ve o gecede dahi

babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı ve

onun yatmasını kalkmasını bilmedi. Lut'un iki kızı babalarından

gebe kaldı.

Başka başlık altında tekrar ele alınacak olan Sodom ve Gomorra,

Rab tarafından, göklerden kükürt ve ateş yağdırılmış,

bütün havza ve şehirlerde oturanların hepsi ve toprağın neba-

ti altüst olmuştu. İbrahim, Havza memleketine baktığı zaman

gördü ve işte, yerin dumanı ocak dumanı gibi tütüyordu.

Ensest, akrabalık ilişkileri nedeniyle, hukuken ya da gelenek

olarak birbirleriyle evlenmesi yasak insanlar arasındaki cinsel

ilişkidir. Dilimizde tam bir karşılığı olmamakla birlikte, eskiden

kalma, Arapça kökenli "fücur" sözcüğü kullanılmıştır.

Günlük halk dilinde kullanılan "fitne fücur" deyimi, enseste

karşı halkın duygu ve düşüncelerini ortaya koymaktadır. Berkes

Totem ve Tabu

çiftleşme" karşılığını kullanır. Bugünkü kavrayışla, taciz vb de

ensest şuurları içinde değerlendirildiği için, "yasak cinsellik"

demek daha doğru olmalıdır.

İngiliz dilinde, özellikle Shekespeare'in eserlerinde, kişilerin

beğenilmeyen isteklerini aşağılamak için i

ile zina yapmış, akrabası ile zina yapmaktan hasıl olmuş)

sözü kullanılır. Dilimizde "anam avradım olsun" sözleriyle

edilen kaba yemin de böyledir.

Kültürlerarası (kroskültürel) anlamda ensest, hukuksal olmaktan

çok emosyonel bir kavramdır; başka deyişle yasak demek

yerine, tabu demek daha uygundur. Ensest tabusu, antropolojide

evrensel sayılır. Fakat değişik toplumlarda, değişik şekillerde

empoze edilir ve de bu tabunun delinmesi, toplumdan

topluma farklı reaksiyonlarla karşılaşır.

Akrabalık ilişkisi yakınlaştıkça, ensest tabusu evrensel olmuştur.

Ana-oğul, baba-kız ve kız-erkek kardeş ilişkisi gibi.

Amca, dayı, hala, teyze-yeğen ilişkisi de sıkı ensest tabusu içinde

kalır. Bununla birlikte kuzenler arası cinsellik, çoğu top-

96

lumda ensest olarak görülmez. Ancak Orta Asya geleneğinde,

amcaçocuğu kuzenler arası ilişkinin ensest sayıldığı toplumlar

var olmuştur. (Divitçioğlu, 2001, s 163)

Uzakdoğu'da bazı adalarda, uzaktan akrabalık bile, ensest

tabusu içinde görülür. Bazı Uzakdoğu toplumlarında, kız-erkek

ikiz, alt sosyoekonomik gruptan geliyorsa, anne karnında

ensest ilişkisine girmiş olduğu kabul edilir; oysa yüksek sosyoekonomik

grupta doğduysa, beşik kertmesi sayılır. Doğrudan

deyişle bu tür durumlar, antropologların ensest tabusu hakkında

biyogenetik açıklamalara yönelmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca,

evrensel bir tanım yapılmasını engellemektedir.

Gene de ensest tabusu konusunda birkaç genelleme yapılabilir:

1/ Ensest, neredeyse evrensel olarak ayıplanır, hatta suçlanır

ve genelde korku ile karşılanır.

2/ Tabunun, az görülen ve kültürel olarak uygun görülen

delinmeleri bulunur. Bunun örnekleri eskiçağ tarihlerinde kraliyet

ailesinde kardeşler arasındaki zorunlu evliliklerdir.

3/ Biyolojik bağın yakınlığı azaldıkça, cinsel yakınlığa karşı

çıkma azalır veya yok olur.

Küçük bir gen havuzu içinde evlenilirse, kalıtsal bozukluklar

artar. Fonksiyonel boyutta, bazı akademisyenler, ensest tabusunun

nükleer aileyi cinsel kıskançlıktan kaynaklanan karışıklıktan

koruduğunu düşünür. Ve bu argüman, dışarıdan evlenmenin

çevirisinde "ensest" karşılığı olarak "yasakncestious" (akrabası

(exogamy)

Evrimsel teoristler ise bir grup içindeki ensest yasağı ve buna

karşılık gelen egzogami kurallarının, erkeklerin grup dışında

cinsel ve evlilik partnerleri aramasına neden olduğunu savunur.

Böylece başka gruplardan erkeklerle kadınlar karşılıklı takas

edilerek fonksiyonel yandaşlıklar kurulur.

Başka bir teori, sosyalizasyon üstünde durur ve ensest tabusunun,

çocuklardaki erotik dürtüyü regüle etme metodu olduğunu

ileri sürer. Böylece çocukların yetişkin toplumda olgun

kendi kendini kontrol etme yetenekleri hazırlanmış olur.

Freud'un psikanalitik açıklamasına göre, ensest korkusu, kişinin

birincil ailesine yönelik zıt

karşı cinsten üyeleriyle ilişkiye girme konusundaki bastırılmış

yasak istekleriyle birleşmesinden kaynaklanır. Freud inanıyordu

ki insanlar doğuştan ensest işleme arzusuna sahiptir ve

ensest tabusu, onların bu derin arzuyu gerçekleştirmesini engeller.

Freudçu ifade ile, Ödipus karmaşası, kişinin ensestöz fantezileri

olduğunu kabul eder.

Freud'a göre, ensest yasağı, ensest eğilimi ile savaşmak için

oluşmuştur. İlkel toplumlarda bile ensest yasağı mevcuttur.

Avustralya yerlileri arasında, bir insan, ancak dar bir kategori

içinden eş ya da cinsel partner seçebilir. Başka ilkel toplumlarda

da o kadar ileri gidilir ki gözünün içine bakma bile ensest sayılır.

Buna Freud'un yorumu, "bakın ensest isteği ne kadar güçlü

ki onu bastırmak için bu kadar yoğun önlem almak gerekiyor"

biçimindedir. Freud'un yorumu ile, ensest yasağının orijini konusunda

oldukça karmaşık fakat sistemli, bir anlamda hayranlık

duyulacak bir kurgu karşımıza çıkar. Bugün için, hiç kimse, Freud'un

(ambivalan) duygularının, ailenin

Totem ve Tabu

sembolik anlamları dışında, gerçekçi kabul etmez. Ancak, bu

başlıklı kitabında geliştirdiği bu kurguyu,

98

kurgu, hayran olunacak bir gözlem, saygı duyulacak bir zekâ ve

cesaret ürünüdür. İlk başta ilkel göçebe aşiretin başında, kıskanç

bir baba bulunuyordu. Baba, gruptaki bütün dişileri kontrol

edebilirdi ve cinsel olarak elinin altında tutardı. Oğullar büyüyünce,

baba onları aşiretin dışına attı; çünkü babanın eli altındaki

kadınlara yaklaşmaya başlamışlardı. Sonra oğullar birleşti ve

babalarını öldürdü ve onu yediler. Daha sonra da, böyle korkunç

bir iş yaptıkları için kendilerini suçlu hissettiler ve bunun

sonucunda bir totem hayvanı öldürmeyi tabu haline getirdiler.

Tabii ki bu totem, babalarım temsil ediyordu. Totem oluşturma,

onların ilk suçluluk duygusunu biraz olsun dindirdi. Ancak

kardeşler, aynen eskiden babalarının rakibi oldukları gibi, şimdi

de birbirlerine rakip olmuşlardı. Babanın ortadan kalkışıyla, bu

defa aile içi cinsel birleşmeler başladı ve bunun sonucu doğan

çocuklarda art arda sakatlıklar baş gösterdi. Bu sorunu çözmek

için ikinci bir tabu yarattılar. Aşiretin içinde çiftleşme yasağı, ya

da tabusu. Bu noktadan sonra sadece diğer aşiretlere mensup

olanlarla eşleşmeleri uygun görüldü. İşte Freud'un

Totem ve Tabu

adlı yapıtında ölümsüzleştirdiği senaryo. Bu açıklama tarzı

kelime kelime alınırsa, kabul edilebilir değildir, ancak sembolik

ifadeler olarak değerlendirilirse yabana atılamaz. Buna karşı gelen

görüş de, ilkel zamanlarda, ilkel insanın, ensest yasağı oluşmamış

bir dönem yaşadığım öne sürer. Bu dönemlerde, aile içi

cinsel birleşme sonucu doğan çocukların her türlü sakadığı yüksek

oranda taşıdıkları fark edilir ve aile içi birleşmelerden sakınılmaya

başlanır. Yüzyıllar, belki binyıllar içinde bu sakınmanın genetik

olarak nesilden nesile nakledilir hale geldiği düşünülür.

"Bunların evrimsel-arketipal modüller halinde doğuştan

getirildiği, kültürel etkilerin de bunların pekişmesine veya engellenmesine

yol açtığı noktasından hareket edersek, homo sapiens,

içgüdüsel dürtülerine karşı çıkabilen ve kültürel evrimini

doğal-biyolojik evriminin önüne geçiren tek yaratık olur

(Doksat)."

Çağdaş akademisyenler, ensest tabusunun orijini ve devamı

konusunda tek yönlü açıklamalardan uzak durur. Bu faktör, ister

genetik, ister tarihsel, ister sosyal olsun, fark etmez. Ayrıca

hepsi aynı ensest torbasına konmakla birlikte, anne-oğul, baba-

kız, kardeş ensesti ayrı nitelikler taşıyabilir.

Finli sosyolog, felsefeci ve antropolog E. Westermarck

(1862-1939), Freud'dan 20 yıl önce, "Doğuştan gelen arzu,

ensestte bulunmak değil tam tersine ensestten kaçınmaktır"

sözleriyle Freud'un tam tersi görüşü savunmuştur.

Ensest tabusu tartışılırken genelde egzogami de tartışılır.

Tabii ensest tabusu ile egzogami arasında bir bağlantı vardır

fakat önemli farklılıklar da vardır. Her şeyden önce tanım gereği

ensest, seks ile ilgili olmasına karşın, egzogami evlilik ile

ilgilidir. Ayrıca ensest tabusu ve egzogami kuralları her zaman

birbiri ile örtüşmez. Başka bir deyişle bazı toplumlarda evlenilmesi

uygun görülmeyen kişilerle cinsel ilişkiye girilmesi ensest

olarak görülmez. Dahası, ensest tabusu yasaklayıcı (negatif

yaptırım), egzogami kuralları ise pozitif yaptırımcıdır. Yani,

ensest tabusu neye izin olmadığını, egzogami kuralları ise kimlerle

evlenilebileceğini tanımlar.

Yunan mitolojisinde Tesalya'daki Magnesia'nın mitik kralı

100

-

Helen'in oğlu ve Sisyphus'un babası Aeolos'un kızı Canace ve

oğlu Macareus'un ensest ilişkisine girdikleri ve sonra da intihar

ettikleri anlatılır. Onların öyküsü, Euripides'in kaybolmuş Aelous

adlı eserine de konu olmuştur. Kral Oidipus oyunu da,

farkında olmayarak da olsa anne-oğul arasındaki ensesti konu

alır. Oedipus (Ödipus) kompleksi (karmaşası), ödipal karmaşa

bu oyunun adından gelir, Freud'un adlandırmasıdır.

Ensest, hemen her toplumda dışlanma nedeni olmuştur.

Mesela, 480 yıllarında, Cimon, kız kardeşi ile ensest ilişkide

bulunduğu için toplumdan dışlanmıştır. Benzer biçimde, ensest

ürünü çocuklar gizlice doğurulmuş ve öldürülmüştür.

Ensest, tarih boyunca az sayıda istisnalar dışında, evrensel

bir yasak niteliğindedir. Konu, bu açıdan, tarih, sosyoloji, psikoloji

ve psikiyatrinin ilgi alanlarında bulunmaktadır.

Ruh hekimliğinde, ensestle ilgili vakalar zaman zaman görülür.

Örneklemek gerekirse, baba, gizlice kız çocuğunun etrafında

döner; kız çocuğu gece uyurken, yorganını düzeltiyormuş

gibi yapar, yorganı kaldırır, örter, yerini beğenmez tekrar

örter, seviyormuş gibi kızının yanağını okşar. Çocuk küçük ve

genellikle uykuda olduğu için olanın farkında değildir. Anne

tesadüfen olayı fark ettiğinde, baba yorganı düzeltiyormuş gibi

yapmaya devam eder. Ancak annenin içine kurt düştüğünden,

babayı sürekli -gizlice- izlemeye devam eder. Benzer

olayları gördükçe kuşkusu iyice artar. Ancak böyle bir ensest,

çok çok az rastlandığından bir türlü emin olamaz. Daha belirgin

yakalanmalar da olabilir. Durum adliyeye yansır; baba, öz

kızına cinsel tacizde bulunmaktan hapis cezasına mahkum

olur; böyle bir durumda, hâkim ensestin vuku bulduğuna

inanmış demektir.

Bazı kız çocukları, babalarının cinsel tacizine uğradıklarını

ya olay günlerinde söyler ya da yirmili yaşlarına yaklaştığında,

küçükken babanın cinsel tacizine uğradığım hatırlar. Olay,

hem kesinlik kazanamayacağı için, hem olayın utancının büyüklüğü

nedeniyle ortada kalır. Sonuçta, babalarının kızlarına

ya da büyük oğlan çocuğun kız kardeşine karşı işlediği cinsel

taciz, tam anlamıyla tek taraflı ensest teşebbüsüdür. Yakın zamanlarda,

ensest, sadece yasaklı kişiler arasındaki cinsel birleşmeyi

değil, cinsel tacizi de içerir olmuştur. Hatta, imalı sözler

söylemek, resim ve yazılar göstermek, dokunmak gibi eylemler

de ensest sınırları içine dahil edilmiştir.

Ancak belirtilmelidir ki kız çocukların bu tür iddiası çoğu

zaman inanılır görünmez; en azından kesinlik kazanmaz. Ancak,

20'li yaşlarda bir genç fazın, öz dayısı ile cinsellik dışı aşk

duygusunu karşılıklı yaşadıklarını anlatması ve bu yaşantının

getirdiği suçluluk duygusuyla ağır bir depresyon tablosu içine

girmesi inandırıcıydı. Yaşlı bir vakam da ağır bir depresyon

tablosu içindeydi. Ağır depresyonlarda, kişide suçluluk duyguları

oluşur. Küçük kusurlarını, dünyanın en büyük suçuymuş

gibi görürler; örneklemek gerekirse, kişi on yaşında komşunun

bahçesinden erik çaldı diye kendini aşırı biçimde suçlar. Hatta

bazen ağır depresyonlu hasta, suçluluk duygusu içinde, kendine

hayali suçlar atfeder. Mesela, ülkedeki kötü ekonomik durumun

kendi suçları nedeniyle ortaya çıktığını düşünür. Böyle

bir depresyon içindeki baba, çocukluklarında iki oğlan çocu-

102

ğuna karşı cinsel tacizde bulunduğunu çok büyük suçluluk

içinde anlatıyordu; bu sözleri duyan eş, iki çocuk ve hekimi

olayın doğru olabileceğini afallarına bile getirmedi.

Tarih içinde, ensest yasağı, çok kısıtlı sosyal kategorilerin

ayrıcalığı olarak delinmiştir. Buna en iyi örnek, Eski Mısır ve

İnka krallarının faz kardeşleriyle evlenmesiydi. Doğal olarak

kral makamına oturan kişi kadınsa, bu defa erkek kardeşiyle evlendiriliyordu.

Shakespeare'nin "Sezar ile Kleopatra" ve "Antonyus

ile Kleopatra" adlı iki ünlü oyununa konu olması yanında,

olasılıkla bu oyunların da ağırlığıyla birçok edebi esere

ve sinemaya konu olan Kleopatra'nın erkek kardeşi ile evlendiği

bilinir. Tarihte Jul Sezar'ın sevgilisi (ondan bir oğlu var) ve

sonra Markus Antonyus'un karısı olarak bilinen IV. Kleopatra

(MÖ 69-30), küçük kardeşi VIII. Ptolemy ile evlendirilmişti.

Gene Eski Mısır'da Kleopatra'dan 15 yüzyıl önce tahta oturan

MÖ 1482'den 1479'a kadar tahtta kalan I. Tutmosis de, baba

bir anne ayrı kız kardeşi Hatshepsut ile evlenir. Bu örnekler

çoğaltılabilir. Nasılsa hiç tahrip görmemiş mezarı ve genç yaşında

ölmesiyle ünlü Tutankamon (MÖ 1333-1313) da baba

bir faz kardeşi Ankesenamon ile evliydi; dahası bulunan resimlerde

çok mutlu ve birbirlerine çok bağlı oldukları, kraliçenin

krala destek olduğu açıkça görülüyordu.

Eski dönemlerde kralların kardeşleriyle evlenmesi, doğaldır

fa ensest tabusuna karşı, faal olan kişiye tanınan ayrıcalıktır. Bu

ayrıcalığın tanınmasının nedeni, gene kral-tanrı kavramına dayanır.

Kral-tanrının tebaasıyla evlenmesi düşünülebilir mi? Öyleyse,

gene kendi gibi tanrı-faz kardeş olan kardeşiyle evlene

bilir. Bunun sonucu olarak da kan yakınlığı arttıkça doğan çocuğun

kusurlu doğma olasılığı artacağından, bu kral soyu her

halde kısa sürede dejenere olacaktır.

Kral soyunun, halktan bir kişiyle evlenmeye "tenezzül etmemesi",

yakın tarihte de değişik bir biçimde sürdürülmüştür.

Mavi kan taşıdıklarına inanılan Krallar, ancak gene mavi kan

taşıyan bir kızla evlenebilirdi. Bu inanış ve uygulamanın sonucu,

Avrupa'daki tüm krallık hanedanları bu evlilikler sonucu

birbiriyle akraba olmuştu. Bundan sonraki iç evlilikler, kuzenler

arasında olmaya başlamıştır. Birçok prens ve kral, kuzeniyle

evlenmiştir. Uygarlık, bu tür eskiden kalma gelenekleri yıkıyor.

Bugün için İngiltere prensinin kuzeni ile evlenmesi her

halde akla bile gelmez.

Ülkemizde, kuzenler evlenebilmektedir. Ancak yakın yıllarda,

bu geleneğin ortadan kakmaya yöneleceği öngörülebilir.

Bazı Orta Asya kültüründe, kuzenlerin evlenmesi yasaklanmıştır.

Ensest tabusunun diğer ilginç yanı da, kan bağı olmadan,

evlilik bağıyla ortaya çıkan akrabalık durumunu da kapsayabilmesidir.

Baba-üvey kız, anne-üvey oğul, anne ve baba ayrı

üvey kardeşler toplumca ensest yasağı içinde görülür; ancak bu

durumlarda ensest yasağını delme daha fazla olmaktadır.

Lanetlenmiş bir kader üzerine kurulu, ensesti konu alan eski

oyunlar dışında, ünlü Fransız yazarı Anais Nin'in (1903-

1977),

erotizm üzerine odaklanmıştır. Ensest, sinemaya da defalarca

konu olmuştur. Bunların bir kısmı, Anais Nin'de olduğu gibi,

104

erotik yönelimlidir. Schraeder'in

filmi, zaman zaman cinsel ilişki kurmazsa pantere dönüşen ve

insanları öldüren gençle, kız kardeşi arasındaki şaşırtıcı ilişkileri

konu alır; korku öğeleri de taşıyan erotizm yüklü bir filmdir.

Ensest temalı erotik filmlerin yapılmış olması, Freud'un "ensest

tabusu, insanda var olan ensest dürtüsünü ortadan kaldırmak

için oluşmuştur" diyen görüşünü doğrular gibidir. Otto

Rank (1884-1939) ödipus kompleksinin şiir ve mitoloji için

pek çok konu sunduğunu yazar

und Sage,

Etikle ilgili otoritelerin bir bölümü, evrenselliği olan bazı

konulara ilgilerini yoğunlaştırır. Bu ilgiler, cinayet, hırsızlık,

sadakatsizlik ve ensestin yasaklanması konularına odaklanır.

Diğer etikçiler ise ahlaki davranışların çoğulcu olması ile ilgilenir.

Etiğin göreceliği olduğunu söyleyenleri eleştiren antropologlar,

Clyde Kluckhohn ve Ralph Linton, birtakım etik evrenselliklere

dikkati çeker. Ensest yasağı da bunların içindedir.

Kluckhohn (1905-1967), antropolojiye önemli katkıları olan

Harvard Üniversitesi antropoloji profesörü, Linton (1893-

1960) da kültürel antropolojiye önemli katkıları olmuş Amerikalı

antropologdur.

İngiltere Kralı VIII. Henry, ikinci karısı ve I. Elizabeth'in

annesi Anna Boleyn'i (1507-1538) erkek kardeşi ile ensest ilişkide

bulunmakla suçlamıştır; gerçek amacı ise Anne Boleyn'i

yok etmektir. Asillerden oluşan yargı kurulu oybirliği ile Boleyn'i

mahkûm etmiş ve Londra Kalesi'nde kafası kesilerek

idam edilmiştir. Aslında Boleyn'in bu suçları gerçekten işlemiş
Gladyatör1 de, Roma kralınınPrens kitabını, çok parlak ve yetenekli fakat

olması tarihçilerce olası görülmemektedir. Burada önemli

olan, eşi Anna Boleyn'i yok etmeye kararlı olan VIII.

Henry'nin karısına yüklediği suçun ensest oluşudur.

2000 yılının çok ödüllü filmi

kız kardeşine yönelik ensestöz davranışları açıkça belirtilmiştir.

Lucrezia'nın, (1480-1519) babası Papa Alexander Borgia

(1431-1503) ve ağabeyi Cesare Borgia (1475-1507) ile üçlü

ensest yaşadığı düşünülür. Lucrezia'nın birdenbire ortaya çıkıveren

çocuğunun gizemli kökeni ve ünlü kutlama gecesi orjisinde

(orgy, toplu sefahat ve seks) Lucrezia'nın bulunuşu,

Borgia ailesinde ensest olduğu söylentilerini desteklemek için

kullanılmıştır. Bu ensest konusu, pornografik olanlar dahil birçok

filme konu olmuştur. Lucrezia'nın ağabeyi ve babası ile

cinsel ilişkisi ve bu ilişkiden bir çocuk olması, papalık fermanıyla

doğrulanmıştır. Borgia ailesi, entrikacılığı ile ünlü bir ailedir.

Makyavel'in ünlü

hilekâr ve zalim başpiskopos Cesare Borgia'yı örnek alarak yazdığı

söylenir. Baba Papa Rodrigo Borgia ise, tarihin en şeytansı

karakterlerinden biridir. Fatihin bahtsız oğlu Cem Sultan'ı,

bu ailenin zehirlediği söylentisi de vardır.

Günümüz teknolojisi, burada tıbbi teknoloji, konuyu iyice

karmaşık hale getirmiştir. Suni dölleme yöntemiyle, cinsel birleşme

olmadan, erkek spermi, kadın yumurtası ile birleştirilmekte

ve sonra ana rahmine yerleştirilmektedir. Bir örnekte,

kocası kısır olan kadın, kocasının babasının yani kayınpederinin

spermini kullanarak hamile kalmıştır. Gelin-kayınbaba, kan

bağı açısından akraba değildir ancak geleneksel olarak ensest

106

yasağına tabidir. Bu örnekte cinsel birleşme olmadığına göre,

ensest vuku bulmuş mudur? Başka bir örnekte, bir kadın, ağabeyinin

spermi ile bir kadın arkadaşının yumurtasını laboratuvar

ortamında dölletmiş, sonra bu döllenmiş yumurtayı, kendi

rahmine yerleştirerek, ağabeyinin, başka kadının yumurtasıyla

oluşan çocuğunu doğurmuştur. Bu örnekte, kardeşler arasında

cinsel birleşme söz konusu değildir. Çocuğu kız kardeş doğurmakla

birlikte, kendi yumurtasından olmadığından, doğrudan

kardeşinden bir çocuk da doğurmamıştır. Bu bakış açısıyla

da ensest söz konusu değildir. Ama gene de, erkek kardeşinin

çocuğunu, kendi yumurtasından olmasa da karnında taşımış

ve doğurmuştur. Nihayet, doğan çocuk, genetik annesi olmasa

bile halasına anne demek zorunda kalacaktır. Bu örnekte,

doğuran anne, savunma olarak, tüm ailesinin Holocaust'ta

yok olduğunu, bu şekilde kardeşinin spermi ile bir arkadaşımn

yumurtasını kullanarak, ailesinin genetik özelliklerine sahip çocuk

doğurmak istediğini söylemiştir. Daha ürkünç olanı, bir

kadının, kendi yumurtası ile kardeşinin spermini suni olarak

dölleyerek kardeşinden çocuk doğurması olmuştur. İki kardeş

arasında cinsellik yaşanmadan olmakla birlikte, çocuk, ensest

ürünü olmaktadır: Öyle anlaşılıyor ki suni dölleme ve buna

bağlı çocuk doğurma, yasal denetim altına alınmalıdır; yoksa

bu örnekteki gibi, masum gibi görünse de ensest ürünü çocuk

dünyaya gelmiş olmaktadır.

Psikiyatrik yönden ensest konusuna çeşitli açıklamalar getirilmeye

çalışılmış, fenomenolojik, psikanalitik, klinik açıklamalar

yapılmıştır (Vahip, 1992). Birçok yazar, ensesti, aile pato-

lojisinin bir ürünü olarak görmüş, çok ender durumlar dışında,

ailenin tüm üyelerinin ensesti besleyen patolojiye bir biçimde

katkıda bulunduğunu öne sürmüştür. Aynı şekilde, ensestin

birkaç nesli birden ilgilendiren yönlerine dikkat çekilmiş,

ensestin kendini tekrarlayan bir olgu olduğu belirtilmiştir. Evdeki

kaosun şiddeti, ebeveyn şiddeti ve alkolizm, kötüye kullanım

sıklığı ensesti belirleyen etkenler olarak görülmüştür.

Madonna (1991), ensest ilişkisi bulunan bir grup aile ile bir

kontrol grubu aileyi karşılaştırarak yaptığı araştırmada, ensest

ailelerinin, aile etkileşiminden çok, genelde daha anlamlı düzeyde

disfonksiyonel olduğunu göstermiştir. Bu araştırmaya

göre, ensest davranışını destekleyen ve sürdüren, ailelerin disfonksiyonel

paternleri, rijit aile inanç sistemi, disfonksiyonel

bir anne-baba koalisyonu, anne-baba ihmali, emosyonel ulaşılmazlığı

ve aile bireylerindeki otonomiyi besleme yetersizliğidir.

Brown ve Anderson, ensestte, aile dinamikleri üzerinde

durmak gerektiğini, bunun yanında bu olgularda alkolizmin

araştırılmasının önemini vurgulamışlardır. Ayrıca, ensestte,

ataerkil toplum yapısı ve erkek toplumu sorumlu tutulmaktadır.

Konunun hassasiyeti gereği, ensestin kapsamı iyi bilinmemekle

birlikte, tüm dünyada ve her kültürde ensestin bugün

de oldukça yaygın olduğu kabul edilmektedir.

Jackson'a göre (1990), ensest, kurban için önemli bir travmadır.

Ensesti yaşamış kadınlardaki ruhsal özellikler ve rahatsızlık

belirtileri, sadece ensest yaşantısına bağlı olmayıp, aile

özelliklerinde önemli farklılıklar gözlenmiş olduğu gibi, ensestin

oluştuğu aile ortamına bağlı olabilir.

108

Ülkemizde, ensestin yaygınlığı ve yapısına ilişkin bilgiler

yeterli değildir. Bununla birlikte, son birkaç on yılda, daha çok

sayıda vakanın, ensest öyküsünü açıklayabilir duruma geldiği,

bu konudaki yayınların artmasından gözlenmektedir. Kaptanoğlu

ve arkadaşlan (1993), cinsel travma öyküsü veren 17

psikiyatrik hastada, saldırgan kişinin, yakınlık derecesi olarak,

birinin baba, birinin ağabey olduğunu saptamışlardır. Yüksel

de (1993), ensest öyküsü olan 29'u kadın 31 vaka bildirmiştir.

Öztürk-Kılıç (1993), çocuk cinsel istismarının psikiyatrik yönlerini

incelediği yazısında, 5 vaka örneği vermiş, bu vakalarda

aile içi cinsel istismar olaylarına vurguda bulunmuştur.

Burada, yazarın saptadığı (Çelikkol, 1994) üç kuşaklık bir

ensest öyküsü veren iki kız kardeş sunulacak, ensestin birkaç

kuşağı birden ilgilendiren yönü vurgulanacaktır.

Olgu 1: A.R., 26 yaşında evlenmemiş genç kız, lise öğrenimli.

Kendisinden 2 yaş küçük bir erkek, 5 yaş küçük bir kız

kardeşi var. Başvurma yakınması sinirlilik, sık ağlama nöbetleri,

öfkelenme, cinsellikten kaçma, evlenmekten ve çocuk sahibi

olmaktan korkma.

Hasta 7 yaşlarında iken, babası aileyi bırakıp yurtdışına çalışmaya

gitmiş, bu sırada eşi ve çocuklarıyla hemen hiç ilgilenmemiş.

Bu durum, A.R. 17 yaşına gelinceye kadar sürmüş.

A.R. 9 yaşlarına geldiğinde, büyükbabası (babanın babası) sık

sık kucağına alıp sevmeye başlamış. Bunu daha çok yanlarında

kimse yokken yapıyormuş. Daha sonraki yıllarda, büyükbabası,

elbiselerini, çamaşırlarını çıkararak kendisini soymaya, okşamaya

başlamış. Bir-iki yıl içinde büyükbabasının kendisine kar-

şı olan davranışlarının olağan olmadığını fark edip annesine anlatmış.

Baba yurtdışında ve aileye ilgisiz olduğundan, anne çareyi,

A.R'yi amcasının yanına gönderip, büyükbabasından

uzaklaştırmada bulmuş. Ancak amcasının da benzer davranışlarla

A.R.'yi rahatsız etmesi sonucu tekrar evine dönmüş. Bu

olayın sonrasında, annenin fikri, hiç olmazsa AR. yanında

olursa kızını daha iyi kollayabileceği imiş.

A.R 17 yaşına geldiğinde, babası yurtdışından kesin dönüş

yapıp eve gelmiş. A.R. ve babası 10 yıl birbirlerini çok az gördüklerinden,

baba-kız gibi olamamışlar, birbirlerine yabancı

gibi davranıyorlarmış. Bu sıralarda, babası, AR'yi kızı gibi

görmediğini söylemeye, yerli yersiz sarılmaya, bedensel temas

yakınlaşması göstermeye başlamış. Daha sonra A.R. uyurken,

babasının iç çamaşırlarını çıkarmaya çalıştığını fark etmiş. A.R

uyanınca kendini yan çıplak soyulmuş, babasını başında bulmuş.

Babanın A.R'ye cinsel davranışı inkâr edilemeyecek biçimde

ortaya çıkınca, konu adliyeye intikal etmiş, baba hüküm

giymiş, anne bu olaydan 2 yıl sonra AR'nin ifadesine göre

"kahrından" ölmüş.

A.R olayları değerlendirmesinde, büyükbabasının, amcasının

ve babasının bu tür cinsel davranışlarına maruz kalmasının

yanında, kendisinden 2 yaş küçük erkek kardeşinin de, en küçük

kız kardeşine benzer davranışları olduğunu belirtti ve kendisinden

5 yaş küçük kız kardeşinin de görüşmeye katılmasını

istedi.

Olgu 2: K.R, 21 yaşında, AR'nin 5 yaş küçük kız kardeşi,

başka bir ilde yükseköğrenim görüyor, evlenmemiş genç

110

kız. Kendisinden 3 yaş büyük erkek kardeşinin cinsel amaçlı

davranışlarına maruz kalıyor, bu nedenle ağabeyinden devamlı

kaçıyor, onunla yalnız kalmamaya çalışıyor. Aralarında bu

konuda şiddetli tartışmalar oluyor. A.R de bu tartışmalara,

kız kardeşinin yanında, erkek kardeşine karşı katılıyor. Erkek

kardeş ise, davranışlarının çok yanlış olduğunu bildiğini, fakat

zaman zaman dürtülerine hâkim olamadığını belirtiyormuş.

İki kız kardeş, ortak değerlendirme olarak, ailelerinin erkeklerinde

böyle bir eğilim olması nedeniyle, cinsellikten korktuklarını

ve kaçtıklarını ifade ediyorlardı. Bunun yanında evlenmek

de istemiyorlardı ve evlendikleri takdirde erkek çocuklarının

bu tür davranışlar göstermesinden korkuyorlardı. Başvurma

nedenleri, cinsellikten korkma ve kaçmalarının tedavi

edilmesi ve eğer erkek çocukları olursa, böyle davranışlar gösterip

gösteremeyecekleri konusunu öğrenmek istemeleriydi.

En büyük korkulan, böyle erkek çocuklar doğurmaktı.

Burada, iki kız kardeşe yönelik 3 kuşaklık ensest öyküsü

(erkek kardeş, amca, baba, büyükbaba), sunulmaya değer görülmüştür.

Bu iki olgu, ensestin, aile patolojisinin bir ürünü ve

birkaç nesli birden ilgilendiren, kendini tekrarlayan bir durum

olduğu görüşünü desteklemektedir. Aile ortamı bozuktur. Baba,

ilk olgu 7 yaşında iken aileyi bırakıp 10 yıl kadar yurtdışında

bulunmuş, bu sürede aile ile hemen hiç ilgilenmemiştir.

Bunun yanında, yaşlı büyükbaba, yurtdışındaki oğlunun eş ve

çocuklannın yanında kalmaktadır. Baba yurtdışından dönüşünde

alkol kullanmaktadır.

Bu bozuk aile ortamı yanında, üç kuşak erkeğin ensest davranışı

içinde olmaları, ensestin kendini tekrarlayan bir süreç

olarak ortaya çıkışını göstermektedir.

İki kız kardeşin ensest konusunda verdiği bilgiler kendi ifadelerine

dayanmakla birlikte, iki kız kardeş birbirini doğrulamakta,

anlattıkları birbirleriyle uyum göstermektedir. Ülkemizde,

ensestin sıklığı konusunda tutarlı bir sayı verilememekle

birlikte, yakın zamanlarda ensest konusunda yayınlar ve olgu

bildirimlerinin arttığı gözlenmektedir. Bunun nedeni, ülkemizde

modernleşme ile birlikte, önceleri bu tür davranışa maruz

kalan olguların artık durumu hekimlerine ve çevrelerine

daha kolaylıkla açıklayabilmeleridir.

Ensest konusundaki tarihin akışı hangi yönedir? Bu sorunun

yanıtı, ensest tabusunun evrensel niteliği dikkate alınarak

verilebilir. Eskinin dar alandaki ensest tabusu genişleyerek ensest

dışında kalan yakın akraba evlilikleri ortadan kalkacak, egzogami

öne çıkacaktır. Ve herhalde, tarihte görülen istisnai

durumlar bir daha görülmeyecektir.

Kaynakça

1. Arkonaç O.,

1999.

2. Ceylan T.M., "Ensest."

2001.

3. Çelikkol A., "İki Kız kardeşe Yönelik Üç Kuşaklık İnsest Olgusu",

Açıklamalı Psikiyatri Sözlüğü. Nobel Tıp Kitabevleri,Cumhuriyet Bilim Teknik dergisi, Haziran

Düşünen Adam,

4. Demause L.,

New York, 1982.

Cilt 7, Sayı 4, 1994, s. 47-9.Foundations Of Psychohistory. Creative Roots, Inc,

112

5. Divitçioğlı S.,

2001.

6. Doksat K., Kişisel görüşme.

7. Freud S.,

1971.

8. Jackson J.L, Calhoun K.S, Amick A.E, Maddever H.M, Haif V.L.,

Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında, YKY, İstanbul,Totem ve Tabu (Çev. Niyazi Berkes), Remzi Kitabevi, İstanbul,

Young Adult Women Who Report Childhood İntrafamilial Sexual Abuse;

Subseauent Adjustment,

9. Kaptanoğlu C. Akrasay G. Seber G. Tekin D.,

Veren Psikiyatrik Hastalarda Ruhsal Belirti Dağılımı.

Arşivi 2:297-301, 1993.

10. Madonna PG. Van Scoyk S. Jones DP.,

Incest Ant Nonincest Families.

11. Öztürk-Kılıç E.,

Arch Sex Behav 3:211-21, 1990.Cinsel Travma ÖyküsüNöropsikiyatriFamily İnteractions WithinAm J Phsc 1: 46-9, 1991.Çocuk Cinsel İstismarlarının Psikiyatrik Yönleri.

Nöropsikiyatri Arşivi 4:453-8,1993.

12. Vahip I.,

Birle/tiren Bir Çalışma.

Anabilim Dalı, İzmir, 1992.

13. Yüksel Ş.,

Arşivi 2:352-7, 1993.

Ensest: Fenomenolojik Bir Yöntemle Psikanalitik DüşünceyiUzmanlık Tezi. Ege Univ. Tıp Fak. PsikiyatriEnsestin Tanınması Ve Değerlendirilmesi. Nöropsikiyatri
Ensest Evi romanı (House of Incest, 1936), daha çokKedi Kız (Cat People, 1982)(Das Inzest Motine in Dichtung1912).
kurallarını açıklayacak şekilde genişletilir.

,

(Kitabı Mukaddes, "Tekvin", Bap 19, s. 17)

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her konuda Psikolojik danışma hattı

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

sarp
farkistan farkistan
ekitap bengü
otistik klüp
Blogcu Yardım
pdrmerkezi
sarp bengü