bilir. Bunun sonucu olarak da kan yakınlığı arttıkça doğan çocuğun
kusurlu doğma olasılığı artacağından, bu kral soyu her
halde kısa sürede dejenere olacaktır.
Kral soyunun, halktan bir kişiyle evlenmeye "tenezzül etmemesi",
yakın tarihte de değişik bir biçimde sürdürülmüştür.
Mavi kan taşıdıklarına inanılan Krallar, ancak gene mavi kan
taşıyan bir kızla evlenebilirdi. Bu inanış ve uygulamanın sonucu,
Avrupa'daki tüm krallık hanedanları bu evlilikler sonucu
birbiriyle akraba olmuştu. Bundan sonraki iç evlilikler, kuzenler
arasında olmaya başlamıştır. Birçok prens ve kral, kuzeniyle
evlenmiştir. Uygarlık, bu tür eskiden kalma gelenekleri yıkıyor.
Bugün için İngiltere prensinin kuzeni ile evlenmesi her
halde akla bile gelmez.
Ülkemizde, kuzenler evlenebilmektedir. Ancak yakın yıllarda,
bu geleneğin ortadan kakmaya yöneleceği öngörülebilir.
Bazı Orta Asya kültüründe, kuzenlerin evlenmesi yasaklanmıştır.
Ensest tabusunun diğer ilginç yanı da, kan bağı olmadan,
evlilik bağıyla ortaya çıkan akrabalık durumunu da kapsayabilmesidir.
Baba-üvey kız, anne-üvey oğul, anne ve baba ayrı
üvey kardeşler toplumca ensest yasağı içinde görülür; ancak bu
durumlarda ensest yasağını delme daha fazla olmaktadır.
Lanetlenmiş bir kader üzerine kurulu, ensesti konu alan eski
oyunlar dışında, ünlü Fransız yazarı Anais Nin'in (1903-
1977),
erotizm üzerine odaklanmıştır. Ensest, sinemaya da defalarca
konu olmuştur. Bunların bir kısmı, Anais Nin'de olduğu gibi,
104
erotik yönelimlidir. Schraeder'in
filmi, zaman zaman cinsel ilişki kurmazsa pantere dönüşen ve
insanları öldüren gençle, kız kardeşi arasındaki şaşırtıcı ilişkileri
konu alır; korku öğeleri de taşıyan erotizm yüklü bir filmdir.
Ensest temalı erotik filmlerin yapılmış olması, Freud'un "ensest
tabusu, insanda var olan ensest dürtüsünü ortadan kaldırmak
için oluşmuştur" diyen görüşünü doğrular gibidir. Otto
Rank (1884-1939) ödipus kompleksinin şiir ve mitoloji için
pek çok konu sunduğunu yazar
und Sage,
Etikle ilgili otoritelerin bir bölümü, evrenselliği olan bazı
konulara ilgilerini yoğunlaştırır. Bu ilgiler, cinayet, hırsızlık,
sadakatsizlik ve ensestin yasaklanması konularına odaklanır.
Diğer etikçiler ise ahlaki davranışların çoğulcu olması ile ilgilenir.
Etiğin göreceliği olduğunu söyleyenleri eleştiren antropologlar,
Clyde Kluckhohn ve Ralph Linton, birtakım etik evrenselliklere
dikkati çeker. Ensest yasağı da bunların içindedir.
Kluckhohn (1905-1967), antropolojiye önemli katkıları olan
Harvard Üniversitesi antropoloji profesörü, Linton (1893-
1960) da kültürel antropolojiye önemli katkıları olmuş Amerikalı
antropologdur.
İngiltere Kralı VIII. Henry, ikinci karısı ve I. Elizabeth'in
annesi Anna Boleyn'i (1507-1538) erkek kardeşi ile ensest ilişkide
bulunmakla suçlamıştır; gerçek amacı ise Anne Boleyn'i
yok etmektir. Asillerden oluşan yargı kurulu oybirliği ile Boleyn'i
mahkûm etmiş ve Londra Kalesi'nde kafası kesilerek
idam edilmiştir. Aslında Boleyn'in bu suçları gerçekten işlemiş
Gladyatör1 de, Roma kralınınPrens kitabını, çok parlak ve yetenekli fakat
olması tarihçilerce olası görülmemektedir. Burada önemli
olan, eşi Anna Boleyn'i yok etmeye kararlı olan VIII.
Henry'nin karısına yüklediği suçun ensest oluşudur.
2000 yılının çok ödüllü filmi
kız kardeşine yönelik ensestöz davranışları açıkça belirtilmiştir.
Lucrezia'nın, (1480-1519) babası Papa Alexander Borgia
(1431-1503) ve ağabeyi Cesare Borgia (1475-1507) ile üçlü
ensest yaşadığı düşünülür. Lucrezia'nın birdenbire ortaya çıkıveren
çocuğunun gizemli kökeni ve ünlü kutlama gecesi orjisinde
(orgy, toplu sefahat ve seks) Lucrezia'nın bulunuşu,
Borgia ailesinde ensest olduğu söylentilerini desteklemek için
kullanılmıştır. Bu ensest konusu, pornografik olanlar dahil birçok
filme konu olmuştur. Lucrezia'nın ağabeyi ve babası ile
cinsel ilişkisi ve bu ilişkiden bir çocuk olması, papalık fermanıyla
doğrulanmıştır. Borgia ailesi, entrikacılığı ile ünlü bir ailedir.
Makyavel'in ünlü
hilekâr ve zalim başpiskopos Cesare Borgia'yı örnek alarak yazdığı
söylenir. Baba Papa Rodrigo Borgia ise, tarihin en şeytansı
karakterlerinden biridir. Fatihin bahtsız oğlu Cem Sultan'ı,
bu ailenin zehirlediği söylentisi de vardır.
Günümüz teknolojisi, burada tıbbi teknoloji, konuyu iyice
karmaşık hale getirmiştir. Suni dölleme yöntemiyle, cinsel birleşme
olmadan, erkek spermi, kadın yumurtası ile birleştirilmekte
ve sonra ana rahmine yerleştirilmektedir. Bir örnekte,
kocası kısır olan kadın, kocasının babasının yani kayınpederinin
spermini kullanarak hamile kalmıştır. Gelin-kayınbaba, kan
bağı açısından akraba değildir ancak geleneksel olarak ensest
106
yasağına tabidir. Bu örnekte cinsel birleşme olmadığına göre,
ensest vuku bulmuş mudur? Başka bir örnekte, bir kadın, ağabeyinin
spermi ile bir kadın arkadaşının yumurtasını laboratuvar
ortamında dölletmiş, sonra bu döllenmiş yumurtayı, kendi
rahmine yerleştirerek, ağabeyinin, başka kadının yumurtasıyla
oluşan çocuğunu doğurmuştur. Bu örnekte, kardeşler arasında
cinsel birleşme söz konusu değildir. Çocuğu kız kardeş doğurmakla
birlikte, kendi yumurtasından olmadığından, doğrudan
kardeşinden bir çocuk da doğurmamıştır. Bu bakış açısıyla
da ensest söz konusu değildir. Ama gene de, erkek kardeşinin
çocuğunu, kendi yumurtasından olmasa da karnında taşımış
ve doğurmuştur. Nihayet, doğan çocuk, genetik annesi olmasa
bile halasına anne demek zorunda kalacaktır. Bu örnekte,
doğuran anne, savunma olarak, tüm ailesinin Holocaust'ta
yok olduğunu, bu şekilde kardeşinin spermi ile bir arkadaşımn
yumurtasını kullanarak, ailesinin genetik özelliklerine sahip çocuk
doğurmak istediğini söylemiştir. Daha ürkünç olanı, bir
kadının, kendi yumurtası ile kardeşinin spermini suni olarak
dölleyerek kardeşinden çocuk doğurması olmuştur. İki kardeş
arasında cinsellik yaşanmadan olmakla birlikte, çocuk, ensest
ürünü olmaktadır: Öyle anlaşılıyor ki suni dölleme ve buna
bağlı çocuk doğurma, yasal denetim altına alınmalıdır; yoksa
bu örnekteki gibi, masum gibi görünse de ensest ürünü çocuk
dünyaya gelmiş olmaktadır.
Psikiyatrik yönden ensest konusuna çeşitli açıklamalar getirilmeye
çalışılmış, fenomenolojik, psikanalitik, klinik açıklamalar
yapılmıştır (Vahip, 1992). Birçok yazar, ensesti, aile pato-
lojisinin bir ürünü olarak görmüş, çok ender durumlar dışında,
ailenin tüm üyelerinin ensesti besleyen patolojiye bir biçimde
katkıda bulunduğunu öne sürmüştür. Aynı şekilde, ensestin
birkaç nesli birden ilgilendiren yönlerine dikkat çekilmiş,
ensestin kendini tekrarlayan bir olgu olduğu belirtilmiştir. Evdeki
kaosun şiddeti, ebeveyn şiddeti ve alkolizm, kötüye kullanım
sıklığı ensesti belirleyen etkenler olarak görülmüştür.
Madonna (1991), ensest ilişkisi bulunan bir grup aile ile bir
kontrol grubu aileyi karşılaştırarak yaptığı araştırmada, ensest
ailelerinin, aile etkileşiminden çok, genelde daha anlamlı düzeyde
disfonksiyonel olduğunu göstermiştir. Bu araştırmaya
göre, ensest davranışını destekleyen ve sürdüren, ailelerin disfonksiyonel
paternleri, rijit aile inanç sistemi, disfonksiyonel
bir anne-baba koalisyonu, anne-baba ihmali, emosyonel ulaşılmazlığı
ve aile bireylerindeki otonomiyi besleme yetersizliğidir.
Brown ve Anderson, ensestte, aile dinamikleri üzerinde
durmak gerektiğini, bunun yanında bu olgularda alkolizmin
araştırılmasının önemini vurgulamışlardır. Ayrıca, ensestte,
ataerkil toplum yapısı ve erkek toplumu sorumlu tutulmaktadır.
Konunun hassasiyeti gereği, ensestin kapsamı iyi bilinmemekle
birlikte, tüm dünyada ve her kültürde ensestin bugün
de oldukça yaygın olduğu kabul edilmektedir.
Jackson'a göre (1990), ensest, kurban için önemli bir travmadır.
Ensesti yaşamış kadınlardaki ruhsal özellikler ve rahatsızlık
belirtileri, sadece ensest yaşantısına bağlı olmayıp, aile
özelliklerinde önemli farklılıklar gözlenmiş olduğu gibi, ensestin
oluştuğu aile ortamına bağlı olabilir.
108
Ülkemizde, ensestin yaygınlığı ve yapısına ilişkin bilgiler
yeterli değildir. Bununla birlikte, son birkaç on yılda, daha çok
sayıda vakanın, ensest öyküsünü açıklayabilir duruma geldiği,
bu konudaki yayınların artmasından gözlenmektedir. Kaptanoğlu
ve arkadaşlan (1993), cinsel travma öyküsü veren 17
psikiyatrik hastada, saldırgan kişinin, yakınlık derecesi olarak,
birinin baba, birinin ağabey olduğunu saptamışlardır. Yüksel
de (1993), ensest öyküsü olan 29'u kadın 31 vaka bildirmiştir.
Öztürk-Kılıç (1993), çocuk cinsel istismarının psikiyatrik yönlerini
incelediği yazısında, 5 vaka örneği vermiş, bu vakalarda
aile içi cinsel istismar olaylarına vurguda bulunmuştur.
Burada, yazarın saptadığı (Çelikkol, 1994) üç kuşaklık bir
ensest öyküsü veren iki kız kardeş sunulacak, ensestin birkaç
kuşağı birden ilgilendiren yönü vurgulanacaktır.
Olgu 1: A.R., 26 yaşında evlenmemiş genç kız, lise öğrenimli.
Kendisinden 2 yaş küçük bir erkek, 5 yaş küçük bir kız
kardeşi var. Başvurma yakınması sinirlilik, sık ağlama nöbetleri,
öfkelenme, cinsellikten kaçma, evlenmekten ve çocuk sahibi
olmaktan korkma.
Hasta 7 yaşlarında iken, babası aileyi bırakıp yurtdışına çalışmaya
gitmiş, bu sırada eşi ve çocuklarıyla hemen hiç ilgilenmemiş.
Bu durum, A.R. 17 yaşına gelinceye kadar sürmüş.
A.R. 9 yaşlarına geldiğinde, büyükbabası (babanın babası) sık
sık kucağına alıp sevmeye başlamış. Bunu daha çok yanlarında
kimse yokken yapıyormuş. Daha sonraki yıllarda, büyükbabası,
elbiselerini, çamaşırlarını çıkararak kendisini soymaya, okşamaya
başlamış. Bir-iki yıl içinde büyükbabasının kendisine kar-
şı olan davranışlarının olağan olmadığını fark edip annesine anlatmış.
Baba yurtdışında ve aileye ilgisiz olduğundan, anne çareyi,
A.R'yi amcasının yanına gönderip, büyükbabasından
uzaklaştırmada bulmuş. Ancak amcasının da benzer davranışlarla
A.R.'yi rahatsız etmesi sonucu tekrar evine dönmüş. Bu
olayın sonrasında, annenin fikri, hiç olmazsa AR. yanında
olursa kızını daha iyi kollayabileceği imiş.
A.R 17 yaşına geldiğinde, babası yurtdışından kesin dönüş
yapıp eve gelmiş. A.R. ve babası 10 yıl birbirlerini çok az gördüklerinden,
baba-kız gibi olamamışlar, birbirlerine yabancı
gibi davranıyorlarmış. Bu sıralarda, babası, AR'yi kızı gibi
görmediğini söylemeye, yerli yersiz sarılmaya, bedensel temas
yakınlaşması göstermeye başlamış. Daha sonra A.R. uyurken,
babasının iç çamaşırlarını çıkarmaya çalıştığını fark etmiş. A.R
uyanınca kendini yan çıplak soyulmuş, babasını başında bulmuş.
Babanın A.R'ye cinsel davranışı inkâr edilemeyecek biçimde
ortaya çıkınca, konu adliyeye intikal etmiş, baba hüküm
giymiş, anne bu olaydan 2 yıl sonra AR'nin ifadesine göre
"kahrından" ölmüş.
A.R olayları değerlendirmesinde, büyükbabasının, amcasının
ve babasının bu tür cinsel davranışlarına maruz kalmasının
yanında, kendisinden 2 yaş küçük erkek kardeşinin de, en küçük
kız kardeşine benzer davranışları olduğunu belirtti ve kendisinden
5 yaş küçük kız kardeşinin de görüşmeye katılmasını
istedi.
Olgu 2: K.R, 21 yaşında, AR'nin 5 yaş küçük kız kardeşi,
başka bir ilde yükseköğrenim görüyor, evlenmemiş genç
110
kız. Kendisinden 3 yaş büyük erkek kardeşinin cinsel amaçlı
davranışlarına maruz kalıyor, bu nedenle ağabeyinden devamlı
kaçıyor, onunla yalnız kalmamaya çalışıyor. Aralarında bu
konuda şiddetli tartışmalar oluyor. A.R de bu tartışmalara,
kız kardeşinin yanında, erkek kardeşine karşı katılıyor. Erkek
kardeş ise, davranışlarının çok yanlış olduğunu bildiğini, fakat
zaman zaman dürtülerine hâkim olamadığını belirtiyormuş.
İki kız kardeş, ortak değerlendirme olarak, ailelerinin erkeklerinde
böyle bir eğilim olması nedeniyle, cinsellikten korktuklarını
ve kaçtıklarını ifade ediyorlardı. Bunun yanında evlenmek
de istemiyorlardı ve evlendikleri takdirde erkek çocuklarının
bu tür davranışlar göstermesinden korkuyorlardı. Başvurma
nedenleri, cinsellikten korkma ve kaçmalarının tedavi
edilmesi ve eğer erkek çocukları olursa, böyle davranışlar gösterip
gösteremeyecekleri konusunu öğrenmek istemeleriydi.
En büyük korkulan, böyle erkek çocuklar doğurmaktı.
Burada, iki kız kardeşe yönelik 3 kuşaklık ensest öyküsü
(erkek kardeş, amca, baba, büyükbaba), sunulmaya değer görülmüştür.
Bu iki olgu, ensestin, aile patolojisinin bir ürünü ve
birkaç nesli birden ilgilendiren, kendini tekrarlayan bir durum
olduğu görüşünü desteklemektedir. Aile ortamı bozuktur. Baba,
ilk olgu 7 yaşında iken aileyi bırakıp 10 yıl kadar yurtdışında
bulunmuş, bu sürede aile ile hemen hiç ilgilenmemiştir.
Bunun yanında, yaşlı büyükbaba, yurtdışındaki oğlunun eş ve
çocuklannın yanında kalmaktadır. Baba yurtdışından dönüşünde
alkol kullanmaktadır.
Bu bozuk aile ortamı yanında, üç kuşak erkeğin ensest davranışı
içinde olmaları, ensestin kendini tekrarlayan bir süreç
olarak ortaya çıkışını göstermektedir.
İki kız kardeşin ensest konusunda verdiği bilgiler kendi ifadelerine
dayanmakla birlikte, iki kız kardeş birbirini doğrulamakta,
anlattıkları birbirleriyle uyum göstermektedir. Ülkemizde,
ensestin sıklığı konusunda tutarlı bir sayı verilememekle
birlikte, yakın zamanlarda ensest konusunda yayınlar ve olgu
bildirimlerinin arttığı gözlenmektedir. Bunun nedeni, ülkemizde
modernleşme ile birlikte, önceleri bu tür davranışa maruz
kalan olguların artık durumu hekimlerine ve çevrelerine
daha kolaylıkla açıklayabilmeleridir.
Ensest konusundaki tarihin akışı hangi yönedir? Bu sorunun
yanıtı, ensest tabusunun evrensel niteliği dikkate alınarak
verilebilir. Eskinin dar alandaki ensest tabusu genişleyerek ensest
dışında kalan yakın akraba evlilikleri ortadan kalkacak, egzogami
öne çıkacaktır. Ve herhalde, tarihte görülen istisnai
durumlar bir daha görülmeyecektir.
Kaynakça
1. Arkonaç O.,
1999.
2. Ceylan T.M., "Ensest."
2001.
3. Çelikkol A., "İki Kız kardeşe Yönelik Üç Kuşaklık İnsest Olgusu",
Açıklamalı Psikiyatri Sözlüğü. Nobel Tıp Kitabevleri,Cumhuriyet Bilim Teknik dergisi, HaziranDüşünen Adam,
4. Demause L.,
New York, 1982.
Cilt 7, Sayı 4, 1994, s. 47-9.Foundations Of Psychohistory. Creative Roots, Inc,112
5. Divitçioğlı S.,
2001.
6. Doksat K., Kişisel görüşme.
7. Freud S.,
1971.
8. Jackson J.L, Calhoun K.S, Amick A.E, Maddever H.M, Haif V.L.,
Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında, YKY, İstanbul,Totem ve Tabu (Çev. Niyazi Berkes), Remzi Kitabevi, İstanbul,Young Adult Women Who Report Childhood İntrafamilial Sexual Abuse;
Subseauent Adjustment,
9. Kaptanoğlu C. Akrasay G. Seber G. Tekin D.,
Veren Psikiyatrik Hastalarda Ruhsal Belirti Dağılımı.
Arşivi 2:297-301, 1993.
10. Madonna PG. Van Scoyk S. Jones DP.,
Incest Ant Nonincest Families.
11. Öztürk-Kılıç E.,
Arch Sex Behav 3:211-21, 1990.Cinsel Travma ÖyküsüNöropsikiyatriFamily İnteractions WithinAm J Phsc 1: 46-9, 1991.Çocuk Cinsel İstismarlarının Psikiyatrik Yönleri.Nöropsikiyatri Arşivi 4:453-8,1993.
12. Vahip I.,
Birle/tiren Bir Çalışma.
Anabilim Dalı, İzmir, 1992.
13. Yüksel Ş.,
Arşivi 2:352-7, 1993.
Ensest: Fenomenolojik Bir Yöntemle Psikanalitik DüşünceyiUzmanlık Tezi. Ege Univ. Tıp Fak. PsikiyatriEnsestin Tanınması Ve Değerlendirilmesi. Nöropsikiyatri