duygu santralı

9/4/2009 - risperdal otizm ve epilepsi

soru:
Şu an atipik otizm tanısı ile bir erkek çocuğum var. Hırçınlık, saldırganlık ve uyku problemimiz olduğu için risperdal adlı ilacı önerdi doktorumuz. Oğlum 5 yaşında. 2 kere havale geçirdik. İkili çokda olmakak üzere üçlü cümle kurarak konuşabiliyor.Daha sakin ve dikkatini verebilmesi için ilaç önerildi. Ancak ilaç epilepsiye çevirebiliyormuş. Böyle bir uyarı yaptı doktorumuz. Kullanıp kullanmamakta tereddütteyim. Lütfen bu konu hakkında bilgilendirirmisiniz.

Bir hekim ve eczacı olmadığımızı baştan belirtelim .Deneyimlerimiz çalıştığımız öğrencilerdeki deneyimlerimizle ilgilidir.Evet bir çok hekim risperdalin epilepsiyi tetiklediği söyler,ne ki karşı gelen aileyi görmedik..Bu nedenle karşıtını iddia etmemiz olanaksız
ne ki epilepsiyi oluşturan etkenlerin daha belirleyici olduğu düşünülünce bedeni algılamaya ve öğrenmeyi azaltmaya etken olan epilepsiyi tedavi etmek öncelik taşıyor.Epilepsinin yol açtığı ritim sorunları sağ sol ayırmayı geciktiren laterelleşme sorunları  ve okul olgunluğu kriterlerini  oluşturan eğitsel zemin için özel bir eğitim çalışması yapmak gerekir.Dolayısıyla bunlar esasen epilepsinin getirdiği abnormalilerdir.Ancak Yankı Yyazgan bey'in denediği  ismini anmanın yararlı olmayacağını düşündüğüm bir çok ilaç var ve bu tür pisikotrop ilaçların pahalı olmasına karşın öğrencilerimde önemli değişiklikler yaptığını bizzat eğitim sırasında gözledim
Ne yazık artık Yankı bey'in yeni çocuk bakmadığını öğrendim doğrusu benziri tür ilaçlar öneren başka bir hekim de bilmiyorum.
Ancak yıllardır alanda çalışan bir eğtimbilimci olarak şunu söylemek mümkün; risperdal ince  ve kaba devinimsel gelişimi hızlandırıyor çocuktaki ritim sorunları dokunsal duyarlık ayrımlaşma çalışmak için daha uygun bir ortam sağlayabiliyor,ne ki epilepsi de de uygun ilaçları kullanan çocukların aynı koşullara sahip olduğunu gözlemledik .Bu nedenle epileptik ilaçlar eğitiminizde işinize yarayabilir diyoruz.
Elbette çocuğun gelişim aşamalarını bilip çalışabilecek alanları çalışmak esas hedeftir bu nedenle eğitimcilerinize daha çok iş düşmektedir

saygılarımla sarp bengü
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/11/2008 - ensest ilişkiler ve çocuk tacizi (prof.dr ahmet çelikkol tarih p

ENSEST

"Ve Lut dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi... Ve büyük

kızı küçüğüne dedi: Babamız kocamıştır ve bütün dünyanın

yoluna göre yanımıza girmek üzere erkek yoktur; gel babamıza

şarap içirelim ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için

onunla yatanz. Ve o gece de babalanna şarap içirdiler ve büyük

kız girip babası ile yattı ve onun yatmasını kalkmasını bilmedi.

Ve vaki oldu ki ertesi gün büyük kız küçüğüne dedi: İşte, dün

gece babamla yattım; bu gece de ona şarap içirelim ve babamızdan

zürriyet yaşatmak için, gir, onunla yat. Ve o gecede dahi

babalarına şarap içirdiler ve küçük kız kalkıp onunla yattı ve

onun yatmasını kalkmasını bilmedi. Lut'un iki kızı babalarından

gebe kaldı.

Başka başlık altında tekrar ele alınacak olan Sodom ve Gomorra,

Rab tarafından, göklerden kükürt ve ateş yağdırılmış,

bütün havza ve şehirlerde oturanların hepsi ve toprağın neba-

ti altüst olmuştu. İbrahim, Havza memleketine baktığı zaman

gördü ve işte, yerin dumanı ocak dumanı gibi tütüyordu.

Ensest, akrabalık ilişkileri nedeniyle, hukuken ya da gelenek

olarak birbirleriyle evlenmesi yasak insanlar arasındaki cinsel

ilişkidir. Dilimizde tam bir karşılığı olmamakla birlikte, eskiden

kalma, Arapça kökenli "fücur" sözcüğü kullanılmıştır.

Günlük halk dilinde kullanılan "fitne fücur" deyimi, enseste

karşı halkın duygu ve düşüncelerini ortaya koymaktadır. Berkes

Totem ve Tabu

çiftleşme" karşılığını kullanır. Bugünkü kavrayışla, taciz vb de

ensest şuurları içinde değerlendirildiği için, "yasak cinsellik"

demek daha doğru olmalıdır.

İngiliz dilinde, özellikle Shekespeare'in eserlerinde, kişilerin

beğenilmeyen isteklerini aşağılamak için i

ile zina yapmış, akrabası ile zina yapmaktan hasıl olmuş)

sözü kullanılır. Dilimizde "anam avradım olsun" sözleriyle

edilen kaba yemin de böyledir.

Kültürlerarası (kroskültürel) anlamda ensest, hukuksal olmaktan

çok emosyonel bir kavramdır; başka deyişle yasak demek

yerine, tabu demek daha uygundur. Ensest tabusu, antropolojide

evrensel sayılır. Fakat değişik toplumlarda, değişik şekillerde

empoze edilir ve de bu tabunun delinmesi, toplumdan

topluma farklı reaksiyonlarla karşılaşır.

Akrabalık ilişkisi yakınlaştıkça, ensest tabusu evrensel olmuştur.

Ana-oğul, baba-kız ve kız-erkek kardeş ilişkisi gibi.

Amca, dayı, hala, teyze-yeğen ilişkisi de sıkı ensest tabusu içinde

kalır. Bununla birlikte kuzenler arası cinsellik, çoğu top-

96

lumda ensest olarak görülmez. Ancak Orta Asya geleneğinde,

amcaçocuğu kuzenler arası ilişkinin ensest sayıldığı toplumlar

var olmuştur. (Divitçioğlu, 2001, s 163)

Uzakdoğu'da bazı adalarda, uzaktan akrabalık bile, ensest

tabusu içinde görülür. Bazı Uzakdoğu toplumlarında, kız-erkek

ikiz, alt sosyoekonomik gruptan geliyorsa, anne karnında

ensest ilişkisine girmiş olduğu kabul edilir; oysa yüksek sosyoekonomik

grupta doğduysa, beşik kertmesi sayılır. Doğrudan

deyişle bu tür durumlar, antropologların ensest tabusu hakkında

biyogenetik açıklamalara yönelmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca,

evrensel bir tanım yapılmasını engellemektedir.

Gene de ensest tabusu konusunda birkaç genelleme yapılabilir:

1/ Ensest, neredeyse evrensel olarak ayıplanır, hatta suçlanır

ve genelde korku ile karşılanır.

2/ Tabunun, az görülen ve kültürel olarak uygun görülen

delinmeleri bulunur. Bunun örnekleri eskiçağ tarihlerinde kraliyet

ailesinde kardeşler arasındaki zorunlu evliliklerdir.

3/ Biyolojik bağın yakınlığı azaldıkça, cinsel yakınlığa karşı

çıkma azalır veya yok olur.

Küçük bir gen havuzu içinde evlenilirse, kalıtsal bozukluklar

artar. Fonksiyonel boyutta, bazı akademisyenler, ensest tabusunun

nükleer aileyi cinsel kıskançlıktan kaynaklanan karışıklıktan

koruduğunu düşünür. Ve bu argüman, dışarıdan evlenmenin

çevirisinde "ensest" karşılığı olarak "yasakncestious" (akrabası

(exogamy)

Evrimsel teoristler ise bir grup içindeki ensest yasağı ve buna

karşılık gelen egzogami kurallarının, erkeklerin grup dışında

cinsel ve evlilik partnerleri aramasına neden olduğunu savunur.

Böylece başka gruplardan erkeklerle kadınlar karşılıklı takas

edilerek fonksiyonel yandaşlıklar kurulur.

Başka bir teori, sosyalizasyon üstünde durur ve ensest tabusunun,

çocuklardaki erotik dürtüyü regüle etme metodu olduğunu

ileri sürer. Böylece çocukların yetişkin toplumda olgun

kendi kendini kontrol etme yetenekleri hazırlanmış olur.

Freud'un psikanalitik açıklamasına göre, ensest korkusu, kişinin

birincil ailesine yönelik zıt

karşı cinsten üyeleriyle ilişkiye girme konusundaki bastırılmış

yasak istekleriyle birleşmesinden kaynaklanır. Freud inanıyordu

ki insanlar doğuştan ensest işleme arzusuna sahiptir ve

ensest tabusu, onların bu derin arzuyu gerçekleştirmesini engeller.

Freudçu ifade ile, Ödipus karmaşası, kişinin ensestöz fantezileri

olduğunu kabul eder.

Freud'a göre, ensest yasağı, ensest eğilimi ile savaşmak için

oluşmuştur. İlkel toplumlarda bile ensest yasağı mevcuttur.

Avustralya yerlileri arasında, bir insan, ancak dar bir kategori

içinden eş ya da cinsel partner seçebilir. Başka ilkel toplumlarda

da o kadar ileri gidilir ki gözünün içine bakma bile ensest sayılır.

Buna Freud'un yorumu, "bakın ensest isteği ne kadar güçlü

ki onu bastırmak için bu kadar yoğun önlem almak gerekiyor"

biçimindedir. Freud'un yorumu ile, ensest yasağının orijini konusunda

oldukça karmaşık fakat sistemli, bir anlamda hayranlık

duyulacak bir kurgu karşımıza çıkar. Bugün için, hiç kimse, Freud'un

(ambivalan) duygularının, ailenin

Totem ve Tabu

sembolik anlamları dışında, gerçekçi kabul etmez. Ancak, bu

başlıklı kitabında geliştirdiği bu kurguyu,

98

kurgu, hayran olunacak bir gözlem, saygı duyulacak bir zekâ ve

cesaret ürünüdür. İlk başta ilkel göçebe aşiretin başında, kıskanç

bir baba bulunuyordu. Baba, gruptaki bütün dişileri kontrol

edebilirdi ve cinsel olarak elinin altında tutardı. Oğullar büyüyünce,

baba onları aşiretin dışına attı; çünkü babanın eli altındaki

kadınlara yaklaşmaya başlamışlardı. Sonra oğullar birleşti ve

babalarını öldürdü ve onu yediler. Daha sonra da, böyle korkunç

bir iş yaptıkları için kendilerini suçlu hissettiler ve bunun

sonucunda bir totem hayvanı öldürmeyi tabu haline getirdiler.

Tabii ki bu totem, babalarım temsil ediyordu. Totem oluşturma,

onların ilk suçluluk duygusunu biraz olsun dindirdi. Ancak

kardeşler, aynen eskiden babalarının rakibi oldukları gibi, şimdi

de birbirlerine rakip olmuşlardı. Babanın ortadan kalkışıyla, bu

defa aile içi cinsel birleşmeler başladı ve bunun sonucu doğan

çocuklarda art arda sakatlıklar baş gösterdi. Bu sorunu çözmek

için ikinci bir tabu yarattılar. Aşiretin içinde çiftleşme yasağı, ya

da tabusu. Bu noktadan sonra sadece diğer aşiretlere mensup

olanlarla eşleşmeleri uygun görüldü. İşte Freud'un

Totem ve Tabu

adlı yapıtında ölümsüzleştirdiği senaryo. Bu açıklama tarzı

kelime kelime alınırsa, kabul edilebilir değildir, ancak sembolik

ifadeler olarak değerlendirilirse yabana atılamaz. Buna karşı gelen

görüş de, ilkel zamanlarda, ilkel insanın, ensest yasağı oluşmamış

bir dönem yaşadığım öne sürer. Bu dönemlerde, aile içi

cinsel birleşme sonucu doğan çocukların her türlü sakadığı yüksek

oranda taşıdıkları fark edilir ve aile içi birleşmelerden sakınılmaya

başlanır. Yüzyıllar, belki binyıllar içinde bu sakınmanın genetik

olarak nesilden nesile nakledilir hale geldiği düşünülür.

"Bunların evrimsel-arketipal modüller halinde doğuştan

getirildiği, kültürel etkilerin de bunların pekişmesine veya engellenmesine

yol açtığı noktasından hareket edersek, homo sapiens,

içgüdüsel dürtülerine karşı çıkabilen ve kültürel evrimini

doğal-biyolojik evriminin önüne geçiren tek yaratık olur

(Doksat)."

Çağdaş akademisyenler, ensest tabusunun orijini ve devamı

konusunda tek yönlü açıklamalardan uzak durur. Bu faktör, ister

genetik, ister tarihsel, ister sosyal olsun, fark etmez. Ayrıca

hepsi aynı ensest torbasına konmakla birlikte, anne-oğul, baba-

kız, kardeş ensesti ayrı nitelikler taşıyabilir.

Finli sosyolog, felsefeci ve antropolog E. Westermarck

(1862-1939), Freud'dan 20 yıl önce, "Doğuştan gelen arzu,

ensestte bulunmak değil tam tersine ensestten kaçınmaktır"

sözleriyle Freud'un tam tersi görüşü savunmuştur.

Ensest tabusu tartışılırken genelde egzogami de tartışılır.

Tabii ensest tabusu ile egzogami arasında bir bağlantı vardır

fakat önemli farklılıklar da vardır. Her şeyden önce tanım gereği

ensest, seks ile ilgili olmasına karşın, egzogami evlilik ile

ilgilidir. Ayrıca ensest tabusu ve egzogami kuralları her zaman

birbiri ile örtüşmez. Başka bir deyişle bazı toplumlarda evlenilmesi

uygun görülmeyen kişilerle cinsel ilişkiye girilmesi ensest

olarak görülmez. Dahası, ensest tabusu yasaklayıcı (negatif

yaptırım), egzogami kuralları ise pozitif yaptırımcıdır. Yani,

ensest tabusu neye izin olmadığını, egzogami kuralları ise kimlerle

evlenilebileceğini tanımlar.

Yunan mitolojisinde Tesalya'daki Magnesia'nın mitik kralı

100

-

Helen'in oğlu ve Sisyphus'un babası Aeolos'un kızı Canace ve

oğlu Macareus'un ensest ilişkisine girdikleri ve sonra da intihar

ettikleri anlatılır. Onların öyküsü, Euripides'in kaybolmuş Aelous

adlı eserine de konu olmuştur. Kral Oidipus oyunu da,

farkında olmayarak da olsa anne-oğul arasındaki ensesti konu

alır. Oedipus (Ödipus) kompleksi (karmaşası), ödipal karmaşa

bu oyunun adından gelir, Freud'un adlandırmasıdır.

Ensest, hemen her toplumda dışlanma nedeni olmuştur.

Mesela, 480 yıllarında, Cimon, kız kardeşi ile ensest ilişkide

bulunduğu için toplumdan dışlanmıştır. Benzer biçimde, ensest

ürünü çocuklar gizlice doğurulmuş ve öldürülmüştür.

Ensest, tarih boyunca az sayıda istisnalar dışında, evrensel

bir yasak niteliğindedir. Konu, bu açıdan, tarih, sosyoloji, psikoloji

ve psikiyatrinin ilgi alanlarında bulunmaktadır.

Ruh hekimliğinde, ensestle ilgili vakalar zaman zaman görülür.

Örneklemek gerekirse, baba, gizlice kız çocuğunun etrafında

döner; kız çocuğu gece uyurken, yorganını düzeltiyormuş

gibi yapar, yorganı kaldırır, örter, yerini beğenmez tekrar

örter, seviyormuş gibi kızının yanağını okşar. Çocuk küçük ve

genellikle uykuda olduğu için olanın farkında değildir. Anne

tesadüfen olayı fark ettiğinde, baba yorganı düzeltiyormuş gibi

yapmaya devam eder. Ancak annenin içine kurt düştüğünden,

babayı sürekli -gizlice- izlemeye devam eder. Benzer

olayları gördükçe kuşkusu iyice artar. Ancak böyle bir ensest,

çok çok az rastlandığından bir türlü emin olamaz. Daha belirgin

yakalanmalar da olabilir. Durum adliyeye yansır; baba, öz

kızına cinsel tacizde bulunmaktan hapis cezasına mahkum

olur; böyle bir durumda, hâkim ensestin vuku bulduğuna

inanmış demektir.

Bazı kız çocukları, babalarının cinsel tacizine uğradıklarını

ya olay günlerinde söyler ya da yirmili yaşlarına yaklaştığında,

küçükken babanın cinsel tacizine uğradığım hatırlar. Olay,

hem kesinlik kazanamayacağı için, hem olayın utancının büyüklüğü

nedeniyle ortada kalır. Sonuçta, babalarının kızlarına

ya da büyük oğlan çocuğun kız kardeşine karşı işlediği cinsel

taciz, tam anlamıyla tek taraflı ensest teşebbüsüdür. Yakın zamanlarda,

ensest, sadece yasaklı kişiler arasındaki cinsel birleşmeyi

değil, cinsel tacizi de içerir olmuştur. Hatta, imalı sözler

söylemek, resim ve yazılar göstermek, dokunmak gibi eylemler

de ensest sınırları içine dahil edilmiştir.

Ancak belirtilmelidir ki kız çocukların bu tür iddiası çoğu

zaman inanılır görünmez; en azından kesinlik kazanmaz. Ancak,

20'li yaşlarda bir genç fazın, öz dayısı ile cinsellik dışı aşk

duygusunu karşılıklı yaşadıklarını anlatması ve bu yaşantının

getirdiği suçluluk duygusuyla ağır bir depresyon tablosu içine

girmesi inandırıcıydı. Yaşlı bir vakam da ağır bir depresyon

tablosu içindeydi. Ağır depresyonlarda, kişide suçluluk duyguları

oluşur. Küçük kusurlarını, dünyanın en büyük suçuymuş

gibi görürler; örneklemek gerekirse, kişi on yaşında komşunun

bahçesinden erik çaldı diye kendini aşırı biçimde suçlar. Hatta

bazen ağır depresyonlu hasta, suçluluk duygusu içinde, kendine

hayali suçlar atfeder. Mesela, ülkedeki kötü ekonomik durumun

kendi suçları nedeniyle ortaya çıktığını düşünür. Böyle

bir depresyon içindeki baba, çocukluklarında iki oğlan çocu-

102

ğuna karşı cinsel tacizde bulunduğunu çok büyük suçluluk

içinde anlatıyordu; bu sözleri duyan eş, iki çocuk ve hekimi

olayın doğru olabileceğini afallarına bile getirmedi.

Tarih içinde, ensest yasağı, çok kısıtlı sosyal kategorilerin

ayrıcalığı olarak delinmiştir. Buna en iyi örnek, Eski Mısır ve

İnka krallarının faz kardeşleriyle evlenmesiydi. Doğal olarak

kral makamına oturan kişi kadınsa, bu defa erkek kardeşiyle evlendiriliyordu.

Shakespeare'nin "Sezar ile Kleopatra" ve "Antonyus

ile Kleopatra" adlı iki ünlü oyununa konu olması yanında,

olasılıkla bu oyunların da ağırlığıyla birçok edebi esere

ve sinemaya konu olan Kleopatra'nın erkek kardeşi ile evlendiği

bilinir. Tarihte Jul Sezar'ın sevgilisi (ondan bir oğlu var) ve

sonra Markus Antonyus'un karısı olarak bilinen IV. Kleopatra

(MÖ 69-30), küçük kardeşi VIII. Ptolemy ile evlendirilmişti.

Gene Eski Mısır'da Kleopatra'dan 15 yüzyıl önce tahta oturan

MÖ 1482'den 1479'a kadar tahtta kalan I. Tutmosis de, baba

bir anne ayrı kız kardeşi Hatshepsut ile evlenir. Bu örnekler

çoğaltılabilir. Nasılsa hiç tahrip görmemiş mezarı ve genç yaşında

ölmesiyle ünlü Tutankamon (MÖ 1333-1313) da baba

bir faz kardeşi Ankesenamon ile evliydi; dahası bulunan resimlerde

çok mutlu ve birbirlerine çok bağlı oldukları, kraliçenin

krala destek olduğu açıkça görülüyordu.

Eski dönemlerde kralların kardeşleriyle evlenmesi, doğaldır

fa ensest tabusuna karşı, faal olan kişiye tanınan ayrıcalıktır. Bu

ayrıcalığın tanınmasının nedeni, gene kral-tanrı kavramına dayanır.

Kral-tanrının tebaasıyla evlenmesi düşünülebilir mi? Öyleyse,

gene kendi gibi tanrı-faz kardeş olan kardeşiyle evlene

bilir. Bunun sonucu olarak da kan yakınlığı arttıkça doğan çocuğun

kusurlu doğma olasılığı artacağından, bu kral soyu her

halde kısa sürede dejenere olacaktır.

Kral soyunun, halktan bir kişiyle evlenmeye "tenezzül etmemesi",

yakın tarihte de değişik bir biçimde sürdürülmüştür.

Mavi kan taşıdıklarına inanılan Krallar, ancak gene mavi kan

taşıyan bir kızla evlenebilirdi. Bu inanış ve uygulamanın sonucu,

Avrupa'daki tüm krallık hanedanları bu evlilikler sonucu

birbiriyle akraba olmuştu. Bundan sonraki iç evlilikler, kuzenler

arasında olmaya başlamıştır. Birçok prens ve kral, kuzeniyle

evlenmiştir. Uygarlık, bu tür eskiden kalma gelenekleri yıkıyor.

Bugün için İngiltere prensinin kuzeni ile evlenmesi her

halde akla bile gelmez.

Ülkemizde, kuzenler evlenebilmektedir. Ancak yakın yıllarda,

bu geleneğin ortadan kakmaya yöneleceği öngörülebilir.

Bazı Orta Asya kültüründe, kuzenlerin evlenmesi yasaklanmıştır.

Ensest tabusunun diğer ilginç yanı da, kan bağı olmadan,

evlilik bağıyla ortaya çıkan akrabalık durumunu da kapsayabilmesidir.

Baba-üvey kız, anne-üvey oğul, anne ve baba ayrı

üvey kardeşler toplumca ensest yasağı içinde görülür; ancak bu

durumlarda ensest yasağını delme daha fazla olmaktadır.

Lanetlenmiş bir kader üzerine kurulu, ensesti konu alan eski

oyunlar dışında, ünlü Fransız yazarı Anais Nin'in (1903-

1977),

erotizm üzerine odaklanmıştır. Ensest, sinemaya da defalarca

konu olmuştur. Bunların bir kısmı, Anais Nin'de olduğu gibi,

104

erotik yönelimlidir. Schraeder'in

filmi, zaman zaman cinsel ilişki kurmazsa pantere dönüşen ve

insanları öldüren gençle, kız kardeşi arasındaki şaşırtıcı ilişkileri

konu alır; korku öğeleri de taşıyan erotizm yüklü bir filmdir.

Ensest temalı erotik filmlerin yapılmış olması, Freud'un "ensest

tabusu, insanda var olan ensest dürtüsünü ortadan kaldırmak

için oluşmuştur" diyen görüşünü doğrular gibidir. Otto

Rank (1884-1939) ödipus kompleksinin şiir ve mitoloji için

pek çok konu sunduğunu yazar

und Sage,

Etikle ilgili otoritelerin bir bölümü, evrenselliği olan bazı

konulara ilgilerini yoğunlaştırır. Bu ilgiler, cinayet, hırsızlık,

sadakatsizlik ve ensestin yasaklanması konularına odaklanır.

Diğer etikçiler ise ahlaki davranışların çoğulcu olması ile ilgilenir.

Etiğin göreceliği olduğunu söyleyenleri eleştiren antropologlar,

Clyde Kluckhohn ve Ralph Linton, birtakım etik evrenselliklere

dikkati çeker. Ensest yasağı da bunların içindedir.

Kluckhohn (1905-1967), antropolojiye önemli katkıları olan

Harvard Üniversitesi antropoloji profesörü, Linton (1893-

1960) da kültürel antropolojiye önemli katkıları olmuş Amerikalı

antropologdur.

İngiltere Kralı VIII. Henry, ikinci karısı ve I. Elizabeth'in

annesi Anna Boleyn'i (1507-1538) erkek kardeşi ile ensest ilişkide

bulunmakla suçlamıştır; gerçek amacı ise Anne Boleyn'i

yok etmektir. Asillerden oluşan yargı kurulu oybirliği ile Boleyn'i

mahkûm etmiş ve Londra Kalesi'nde kafası kesilerek

idam edilmiştir. Aslında Boleyn'in bu suçları gerçekten işlemiş
Gladyatör1 de, Roma kralınınPrens kitabını, çok parlak ve yetenekli fakat

olması tarihçilerce olası görülmemektedir. Burada önemli

olan, eşi Anna Boleyn'i yok etmeye kararlı olan VIII.

Henry'nin karısına yüklediği suçun ensest oluşudur.

2000 yılının çok ödüllü filmi

kız kardeşine yönelik ensestöz davranışları açıkça belirtilmiştir.

Lucrezia'nın, (1480-1519) babası Papa Alexander Borgia

(1431-1503) ve ağabeyi Cesare Borgia (1475-1507) ile üçlü

ensest yaşadığı düşünülür. Lucrezia'nın birdenbire ortaya çıkıveren

çocuğunun gizemli kökeni ve ünlü kutlama gecesi orjisinde

(orgy, toplu sefahat ve seks) Lucrezia'nın bulunuşu,

Borgia ailesinde ensest olduğu söylentilerini desteklemek için

kullanılmıştır. Bu ensest konusu, pornografik olanlar dahil birçok

filme konu olmuştur. Lucrezia'nın ağabeyi ve babası ile

cinsel ilişkisi ve bu ilişkiden bir çocuk olması, papalık fermanıyla

doğrulanmıştır. Borgia ailesi, entrikacılığı ile ünlü bir ailedir.

Makyavel'in ünlü

hilekâr ve zalim başpiskopos Cesare Borgia'yı örnek alarak yazdığı

söylenir. Baba Papa Rodrigo Borgia ise, tarihin en şeytansı

karakterlerinden biridir. Fatihin bahtsız oğlu Cem Sultan'ı,

bu ailenin zehirlediği söylentisi de vardır.

Günümüz teknolojisi, burada tıbbi teknoloji, konuyu iyice

karmaşık hale getirmiştir. Suni dölleme yöntemiyle, cinsel birleşme

olmadan, erkek spermi, kadın yumurtası ile birleştirilmekte

ve sonra ana rahmine yerleştirilmektedir. Bir örnekte,

kocası kısır olan kadın, kocasının babasının yani kayınpederinin

spermini kullanarak hamile kalmıştır. Gelin-kayınbaba, kan

bağı açısından akraba değildir ancak geleneksel olarak ensest

106

yasağına tabidir. Bu örnekte cinsel birleşme olmadığına göre,

ensest vuku bulmuş mudur? Başka bir örnekte, bir kadın, ağabeyinin

spermi ile bir kadın arkadaşının yumurtasını laboratuvar

ortamında dölletmiş, sonra bu döllenmiş yumurtayı, kendi

rahmine yerleştirerek, ağabeyinin, başka kadının yumurtasıyla

oluşan çocuğunu doğurmuştur. Bu örnekte, kardeşler arasında

cinsel birleşme söz konusu değildir. Çocuğu kız kardeş doğurmakla

birlikte, kendi yumurtasından olmadığından, doğrudan

kardeşinden bir çocuk da doğurmamıştır. Bu bakış açısıyla

da ensest söz konusu değildir. Ama gene de, erkek kardeşinin

çocuğunu, kendi yumurtasından olmasa da karnında taşımış

ve doğurmuştur. Nihayet, doğan çocuk, genetik annesi olmasa

bile halasına anne demek zorunda kalacaktır. Bu örnekte,

doğuran anne, savunma olarak, tüm ailesinin Holocaust'ta

yok olduğunu, bu şekilde kardeşinin spermi ile bir arkadaşımn

yumurtasını kullanarak, ailesinin genetik özelliklerine sahip çocuk

doğurmak istediğini söylemiştir. Daha ürkünç olanı, bir

kadının, kendi yumurtası ile kardeşinin spermini suni olarak

dölleyerek kardeşinden çocuk doğurması olmuştur. İki kardeş

arasında cinsellik yaşanmadan olmakla birlikte, çocuk, ensest

ürünü olmaktadır: Öyle anlaşılıyor ki suni dölleme ve buna

bağlı çocuk doğurma, yasal denetim altına alınmalıdır; yoksa

bu örnekteki gibi, masum gibi görünse de ensest ürünü çocuk

dünyaya gelmiş olmaktadır.

Psikiyatrik yönden ensest konusuna çeşitli açıklamalar getirilmeye

çalışılmış, fenomenolojik, psikanalitik, klinik açıklamalar

yapılmıştır (Vahip, 1992). Birçok yazar, ensesti, aile pato-

lojisinin bir ürünü olarak görmüş, çok ender durumlar dışında,

ailenin tüm üyelerinin ensesti besleyen patolojiye bir biçimde

katkıda bulunduğunu öne sürmüştür. Aynı şekilde, ensestin

birkaç nesli birden ilgilendiren yönlerine dikkat çekilmiş,

ensestin kendini tekrarlayan bir olgu olduğu belirtilmiştir. Evdeki

kaosun şiddeti, ebeveyn şiddeti ve alkolizm, kötüye kullanım

sıklığı ensesti belirleyen etkenler olarak görülmüştür.

Madonna (1991), ensest ilişkisi bulunan bir grup aile ile bir

kontrol grubu aileyi karşılaştırarak yaptığı araştırmada, ensest

ailelerinin, aile etkileşiminden çok, genelde daha anlamlı düzeyde

disfonksiyonel olduğunu göstermiştir. Bu araştırmaya

göre, ensest davranışını destekleyen ve sürdüren, ailelerin disfonksiyonel

paternleri, rijit aile inanç sistemi, disfonksiyonel

bir anne-baba koalisyonu, anne-baba ihmali, emosyonel ulaşılmazlığı

ve aile bireylerindeki otonomiyi besleme yetersizliğidir.

Brown ve Anderson, ensestte, aile dinamikleri üzerinde

durmak gerektiğini, bunun yanında bu olgularda alkolizmin

araştırılmasının önemini vurgulamışlardır. Ayrıca, ensestte,

ataerkil toplum yapısı ve erkek toplumu sorumlu tutulmaktadır.

Konunun hassasiyeti gereği, ensestin kapsamı iyi bilinmemekle

birlikte, tüm dünyada ve her kültürde ensestin bugün

de oldukça yaygın olduğu kabul edilmektedir.

Jackson'a göre (1990), ensest, kurban için önemli bir travmadır.

Ensesti yaşamış kadınlardaki ruhsal özellikler ve rahatsızlık

belirtileri, sadece ensest yaşantısına bağlı olmayıp, aile

özelliklerinde önemli farklılıklar gözlenmiş olduğu gibi, ensestin

oluştuğu aile ortamına bağlı olabilir.

108

Ülkemizde, ensestin yaygınlığı ve yapısına ilişkin bilgiler

yeterli değildir. Bununla birlikte, son birkaç on yılda, daha çok

sayıda vakanın, ensest öyküsünü açıklayabilir duruma geldiği,

bu konudaki yayınların artmasından gözlenmektedir. Kaptanoğlu

ve arkadaşlan (1993), cinsel travma öyküsü veren 17

psikiyatrik hastada, saldırgan kişinin, yakınlık derecesi olarak,

birinin baba, birinin ağabey olduğunu saptamışlardır. Yüksel

de (1993), ensest öyküsü olan 29'u kadın 31 vaka bildirmiştir.

Öztürk-Kılıç (1993), çocuk cinsel istismarının psikiyatrik yönlerini

incelediği yazısında, 5 vaka örneği vermiş, bu vakalarda

aile içi cinsel istismar olaylarına vurguda bulunmuştur.

Burada, yazarın saptadığı (Çelikkol, 1994) üç kuşaklık bir

ensest öyküsü veren iki kız kardeş sunulacak, ensestin birkaç

kuşağı birden ilgilendiren yönü vurgulanacaktır.

Olgu 1: A.R., 26 yaşında evlenmemiş genç kız, lise öğrenimli.

Kendisinden 2 yaş küçük bir erkek, 5 yaş küçük bir kız

kardeşi var. Başvurma yakınması sinirlilik, sık ağlama nöbetleri,

öfkelenme, cinsellikten kaçma, evlenmekten ve çocuk sahibi

olmaktan korkma.

Hasta 7 yaşlarında iken, babası aileyi bırakıp yurtdışına çalışmaya

gitmiş, bu sırada eşi ve çocuklarıyla hemen hiç ilgilenmemiş.

Bu durum, A.R. 17 yaşına gelinceye kadar sürmüş.

A.R. 9 yaşlarına geldiğinde, büyükbabası (babanın babası) sık

sık kucağına alıp sevmeye başlamış. Bunu daha çok yanlarında

kimse yokken yapıyormuş. Daha sonraki yıllarda, büyükbabası,

elbiselerini, çamaşırlarını çıkararak kendisini soymaya, okşamaya

başlamış. Bir-iki yıl içinde büyükbabasının kendisine kar-

şı olan davranışlarının olağan olmadığını fark edip annesine anlatmış.

Baba yurtdışında ve aileye ilgisiz olduğundan, anne çareyi,

A.R'yi amcasının yanına gönderip, büyükbabasından

uzaklaştırmada bulmuş. Ancak amcasının da benzer davranışlarla

A.R.'yi rahatsız etmesi sonucu tekrar evine dönmüş. Bu

olayın sonrasında, annenin fikri, hiç olmazsa AR. yanında

olursa kızını daha iyi kollayabileceği imiş.

A.R 17 yaşına geldiğinde, babası yurtdışından kesin dönüş

yapıp eve gelmiş. A.R. ve babası 10 yıl birbirlerini çok az gördüklerinden,

baba-kız gibi olamamışlar, birbirlerine yabancı

gibi davranıyorlarmış. Bu sıralarda, babası, AR'yi kızı gibi

görmediğini söylemeye, yerli yersiz sarılmaya, bedensel temas

yakınlaşması göstermeye başlamış. Daha sonra A.R. uyurken,

babasının iç çamaşırlarını çıkarmaya çalıştığını fark etmiş. A.R

uyanınca kendini yan çıplak soyulmuş, babasını başında bulmuş.

Babanın A.R'ye cinsel davranışı inkâr edilemeyecek biçimde

ortaya çıkınca, konu adliyeye intikal etmiş, baba hüküm

giymiş, anne bu olaydan 2 yıl sonra AR'nin ifadesine göre

"kahrından" ölmüş.

A.R olayları değerlendirmesinde, büyükbabasının, amcasının

ve babasının bu tür cinsel davranışlarına maruz kalmasının

yanında, kendisinden 2 yaş küçük erkek kardeşinin de, en küçük

kız kardeşine benzer davranışları olduğunu belirtti ve kendisinden

5 yaş küçük kız kardeşinin de görüşmeye katılmasını

istedi.

Olgu 2: K.R, 21 yaşında, AR'nin 5 yaş küçük kız kardeşi,

başka bir ilde yükseköğrenim görüyor, evlenmemiş genç

110

kız. Kendisinden 3 yaş büyük erkek kardeşinin cinsel amaçlı

davranışlarına maruz kalıyor, bu nedenle ağabeyinden devamlı

kaçıyor, onunla yalnız kalmamaya çalışıyor. Aralarında bu

konuda şiddetli tartışmalar oluyor. A.R de bu tartışmalara,

kız kardeşinin yanında, erkek kardeşine karşı katılıyor. Erkek

kardeş ise, davranışlarının çok yanlış olduğunu bildiğini, fakat

zaman zaman dürtülerine hâkim olamadığını belirtiyormuş.

İki kız kardeş, ortak değerlendirme olarak, ailelerinin erkeklerinde

böyle bir eğilim olması nedeniyle, cinsellikten korktuklarını

ve kaçtıklarını ifade ediyorlardı. Bunun yanında evlenmek

de istemiyorlardı ve evlendikleri takdirde erkek çocuklarının

bu tür davranışlar göstermesinden korkuyorlardı. Başvurma

nedenleri, cinsellikten korkma ve kaçmalarının tedavi

edilmesi ve eğer erkek çocukları olursa, böyle davranışlar gösterip

gösteremeyecekleri konusunu öğrenmek istemeleriydi.

En büyük korkulan, böyle erkek çocuklar doğurmaktı.

Burada, iki kız kardeşe yönelik 3 kuşaklık ensest öyküsü

(erkek kardeş, amca, baba, büyükbaba), sunulmaya değer görülmüştür.

Bu iki olgu, ensestin, aile patolojisinin bir ürünü ve

birkaç nesli birden ilgilendiren, kendini tekrarlayan bir durum

olduğu görüşünü desteklemektedir. Aile ortamı bozuktur. Baba,

ilk olgu 7 yaşında iken aileyi bırakıp 10 yıl kadar yurtdışında

bulunmuş, bu sürede aile ile hemen hiç ilgilenmemiştir.

Bunun yanında, yaşlı büyükbaba, yurtdışındaki oğlunun eş ve

çocuklannın yanında kalmaktadır. Baba yurtdışından dönüşünde

alkol kullanmaktadır.

Bu bozuk aile ortamı yanında, üç kuşak erkeğin ensest davranışı

içinde olmaları, ensestin kendini tekrarlayan bir süreç

olarak ortaya çıkışını göstermektedir.

İki kız kardeşin ensest konusunda verdiği bilgiler kendi ifadelerine

dayanmakla birlikte, iki kız kardeş birbirini doğrulamakta,

anlattıkları birbirleriyle uyum göstermektedir. Ülkemizde,

ensestin sıklığı konusunda tutarlı bir sayı verilememekle

birlikte, yakın zamanlarda ensest konusunda yayınlar ve olgu

bildirimlerinin arttığı gözlenmektedir. Bunun nedeni, ülkemizde

modernleşme ile birlikte, önceleri bu tür davranışa maruz

kalan olguların artık durumu hekimlerine ve çevrelerine

daha kolaylıkla açıklayabilmeleridir.

Ensest konusundaki tarihin akışı hangi yönedir? Bu sorunun

yanıtı, ensest tabusunun evrensel niteliği dikkate alınarak

verilebilir. Eskinin dar alandaki ensest tabusu genişleyerek ensest

dışında kalan yakın akraba evlilikleri ortadan kalkacak, egzogami

öne çıkacaktır. Ve herhalde, tarihte görülen istisnai

durumlar bir daha görülmeyecektir.

Kaynakça

1. Arkonaç O.,

1999.

2. Ceylan T.M., "Ensest."

2001.

3. Çelikkol A., "İki Kız kardeşe Yönelik Üç Kuşaklık İnsest Olgusu",

Açıklamalı Psikiyatri Sözlüğü. Nobel Tıp Kitabevleri,Cumhuriyet Bilim Teknik dergisi, Haziran

Düşünen Adam,

4. Demause L.,

New York, 1982.

Cilt 7, Sayı 4, 1994, s. 47-9.Foundations Of Psychohistory. Creative Roots, Inc,

112

5. Divitçioğlı S.,

2001.

6. Doksat K., Kişisel görüşme.

7. Freud S.,

1971.

8. Jackson J.L, Calhoun K.S, Amick A.E, Maddever H.M, Haif V.L.,

Ortaçağ Türk Toplumları Hakkında, YKY, İstanbul,Totem ve Tabu (Çev. Niyazi Berkes), Remzi Kitabevi, İstanbul,

Young Adult Women Who Report Childhood İntrafamilial Sexual Abuse;

Subseauent Adjustment,

9. Kaptanoğlu C. Akrasay G. Seber G. Tekin D.,

Veren Psikiyatrik Hastalarda Ruhsal Belirti Dağılımı.

Arşivi 2:297-301, 1993.

10. Madonna PG. Van Scoyk S. Jones DP.,

Incest Ant Nonincest Families.

11. Öztürk-Kılıç E.,

Arch Sex Behav 3:211-21, 1990.Cinsel Travma ÖyküsüNöropsikiyatriFamily İnteractions WithinAm J Phsc 1: 46-9, 1991.Çocuk Cinsel İstismarlarının Psikiyatrik Yönleri.

Nöropsikiyatri Arşivi 4:453-8,1993.

12. Vahip I.,

Birle/tiren Bir Çalışma.

Anabilim Dalı, İzmir, 1992.

13. Yüksel Ş.,

Arşivi 2:352-7, 1993.

Ensest: Fenomenolojik Bir Yöntemle Psikanalitik DüşünceyiUzmanlık Tezi. Ege Univ. Tıp Fak. PsikiyatriEnsestin Tanınması Ve Değerlendirilmesi. Nöropsikiyatri
Ensest Evi romanı (House of Incest, 1936), daha çokKedi Kız (Cat People, 1982)(Das Inzest Motine in Dichtung1912).
kurallarını açıklayacak şekilde genişletilir.

,

(Kitabı Mukaddes, "Tekvin", Bap 19, s. 17)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 - rehabilitasyon merkezinde pdr NİN GÖREVİ

1/4/2008 - Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde Psikolog/ Psikolojik Danışmanın Ders Görevi

Yazan: Halil TÜRKMEN
Sayın Meslektaşım,
Bu konudaki göüşlerinizin büyük böl,müne katılıyorum. Ancak Psikolojik Danışman olarak, empati kurarak genç meslektaşımızı eleştirici bir tutumla, henüz mesleğinin başlarında moralini bozmanız sizce etik midir?
Bende Ağırlıklı olarak Lislerde, Psikolog ünvanıma rağmen Psikolojik Danışman –Rehber öğretmen görevini yıllarca yerine getirerek, genç arkadaşlarımı Eğitim-öğretim ve yönetim kadar Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri’nin önemi ( Eğitimin üç saç ayağı ve olmazsa olmazı: Eğitim-öğretim, Yönetim, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri) konusunda görevleri yapmayı bırakınız, yerine göre öğretmen, yönetici,veliler vb. bu alanın eğitimde ne kadar önemli olduğunu onları eğiterek ve uygulamada göstererek, yaşayarak anlamalarına vesile oldum. Bu alanın önemini tanıtmak için yıllarca seminer, konferans, panel ve TV. Programları yaptım. Emekli olunca İlimizin En güzide Özel Öğretim Kurumlarında görev yaptım. Bu yıl 5 Eğitimci arkadaşımla Özel Eğitim Rehabilitasyon Merkezi açtık. Bu alanda deneyimim 1 yıllık bir süre, ama Devlet Terbiyesi almış biri olarak, hele hele Psikolog/ Psikolojik Danışman isek daha dikkatli olup, özen göstererek; başka kurumların yaptığı hataları emsal göstererek değil, Mevzuat Hükümlerine ( Yasa, Tüzük,Yönetmelik, Yönerge Genelge vb) uymamız gerekmektedir. Sonra bizim mesleğimiz oturup, çay, kahve ,sohbet vb. yapılan bir meslek tanımlanması ve yakıştırmasını yapan kim olursa olsun onu kınarım. Bunu yapan azınlık meslektaşlarımız emsal teşkil etmemelidir.Mesleğimizde yapmak istersen yapılacak o kadar çok iş var ki ben yıllarca 30 saatlik mesaime bile bir gün olsun uyduğumu hatırlamam, hep gidiş saatlerimde geç gitmişim yemek saatini bile öğretmen arkadaşlarım, öğrencilerim hatırlatmışlardır.Gerek bireysel öğrenci ve veli danışmanlığı, gerek tanıma, bilgilendirme, rehberlik,yönlendirme, psikolojik danışma vb ( ÇOK KAPSAMLI ÇALIŞMALARI İÇERİR) görevlerimizden acaba başımızı kaşıyacak zamanımız oluyor mu du?
Ben bile kurum sahibi ve 32 yıllık deneyimlerime rağmen “ Özel Eğitim Kanunu-625, Özel Eğitim Kurumları Kanunu-5580 , Mayıs 2006 ‘ dan itibaren Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinin MEB ‘ a bağlanması ile ilgili çıkan tüm genelgeleri, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği vb. hepsini inceledim.Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde bile o kadar çok görevlerimiz var ki, Kanun ve Yönetmeliklerde belirtilmeyen bir o kadar da görevler…
Ancak ben bu kadar görev varken, sizin belirlediğiniz niteliklere sahip meslektaşlarımız da var. Ancak bunları zorla da çalıştıramazsınız. Özel Sektörde zaten bunu yaptırmazlar. Ancak Diplomasını kurum açmak amacı ile sözleşme yapılan bazı meslektaşlarımız bu tanımlamalara girebilir. Bana da Diplomamı vererek maaş teklifi az yapılmadı ancak ben hakkım olan maaşımın verilerek, emeğimin karşılığını alarak ve kurumum kendi kurumum gibi görevlerimi yaparak çalışmayı her zaman tercih etmişimdir ve ederim.
Konuyu uzatmak istemiyorum, ancak kurum sahibi de olsam her zaman şundan taviz vermem. Mevzuat gereği Psikolog/ psikolojik Danışmanların yapacakları görevler belli, o kadar da çok ki yapmak isteyenin boş zamanı kalmaz. Boş kalıyorlar bahanesine sığınarak, Okul Öncesi/ Çocuk Gelişimi Özel Eğiti Öğretmeni, Özel Eğitim Sınıf Öğretmeni, Fizyoterapist vb. Uzmanlar gibi bunlarda kurum açmak için zorunlu personel diyerek; açıklayıcı bir hüküm olmadan bireysel ders / seansa sokmak “ Öz bakım becerileri, akademik beceri vb. öğretmek içöin bu alanda eğitim almış mıdır.” 40 saat tüm görevlerini bırakarak derse girmeye ( bireysel ağırlıklı) zorlanmaları hangi yönetmelik hükmünde yer almaktadır. SHÇEK’ a bağlı iken aşağıda Tabloda belirtilen Psikologlara ders / seans görevi verilebiliyordu. MEB Mevzuatı bağlamıyordu. Ayrıca Psikolojik Danışman bile görevlendirilemiyordu.
Tabiî ki Psikolojik Danışma Hizmetleri ile ilgili görevleri “Öğrencilere tanıma, bireysel yardım, bireysel terapi, yönlendirme hizmetleri, program hazırlama yada yardım, Çeşitli Psikolojik Ölçme Araçları hazırlama, uygulama, BEP Kurulu görevleri ve dökümanların hazırlanmasında yardım ve rehberlik, Aile, Personel Eğitim Programları vb. belirtmediğim bir çok görevleri vardır. Bir Psikolojik DANIŞMAN ASLİ GÖREVİNİ YAPTI DA DERSE GİRMESİ Mİ KALDI. Zaten Bireysel Terapileri sorun çıktığında yapması asli görevidir. Terapi ile derse girip, öz bakım becerileri yada okuma- yazma “Akademik Beceri” kazandırmak ayrı bir uzmanlık dalıdır.

PSİKOLOJİK DANIŞMANLARLAi İLGİLİ KANUN VE YÖNETMELİKLER

Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeligi
PDR elamanlarinin görevlerinde Ders yada seans görevinden bahsetmedigi gibi;
Calışma Saatleri ve İzinler
Madde 54 - Rehberlik ve arastırma merkezlerinde görevli uzmanlar ve psikolojik danismanların calısma saatleri ve izinleri ile ilgili konular, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 99, 102, 103, 104 üncü maddeleri esaslarına göre düzenlenir.
Rehberlik ve psikolojik danısma servislerinde görevli psikolojik danısmanların calışma süreleri haftalık 30 is saatidir. Günlük çalışma saatleri egitim-ögretim kurumunun özellik ve ihtiyaclarina göre okul müdürlüğünce düzenlenir. Bu elemanlar izin ve tatillerini diğer ögretmenler gibi kullanirlar.
Verilemeyecek Görevler
Madde 55 -Egitim-ögretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danısma servislerinde görevli psikolojik danısmanlara yönetim, büro islerinde, ders, nöbet ve sınav gibi rehberlik ve psikolojik danısmadaki hizmet alanlariyla iliskisiz konularda görev verilemez. Ancak bu durum yönetici olarak atanmalarina engel teskil etmez.
ÖZEL ÖĞRETİM KURUMLARI
KANUNU

Kanun Numarası : 5580
Kabul Tarihi : 8/2/2007
GEÇİCİ MADDE 4 – 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Cocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri geregi izin almıs olan özel egitim ve rehabilitasyon merkezleri 31/12/2007 tarihine kadar Millî Egitim Bakanlığınca belirlenen şartlara uygun olarak açılış izinlerini yenilerler.
EK :2
KURUMLARDA BULUNMASİ GEREKEN ZORUNLU PERSONEL TABLOSU MEB Mevzuatı
MEB Mevzuatı Cerçevesinde İşlemlerini Yürüten Kurumlar SHCEK Mevzuatı Cerçevesinde İslemlerini Yürüten Kurumlar
Zihinsel engelliler eğitimi için zorunlu personel
1- Özel eğitim sınıf ögretmeni,
2- Rehber öğretmen veya psikolog,
3. 3-Okul öncesi ögretmeni/ Çocuk gelisimi ve egitimi ögretmeni veya uzmanı,
*Fizyoterapist Bedensel özürlüler eğitimi için zorunlu personel
1-Fizyoterapist
2-Çocuk gelisimi ve egitimcisi
3-Özel eğitim öğretmeni veya zihinsel engelliler öğretmeni
Not: Yukarıda sayılan personelden en az iki tam zamanlı personel bulunmalıdır.
Otistik bireylerin eğitimi için zorunlu personel
1) Özel egitim sınıf öğretmeni,
2) Rehber öğretmen veya psikolog,
3) Okul öncesi öğretmeni/ Çocuk gelişimi ve eğitimi öğretmeni veya uzmanı,
*Fizyoterapist Zihinsel özürlüler eğitimi için zorunlu personel
1- Çocuk gelişimi ve eğitimcisi
2- Zihinsel engelliler öğretmeni veya özel eğitim öğretmeni
3-Sınıf öğretmeni (Sınıf öğretmenliği bölümünden mezun olup en az 3 yıllık özel eğitim deneyimi olması) veya Rehber öğretmen
Not: Yukarıda sayılan personelden en az iki tam zamanlı personel bulunmalıdır.
Zorunlu olmayan diğer personel
1- Branş öğretmenleri (Müzik, Resim-iş, Beden Eğitimi, İş ve Teknik Eğitimi),
2- Uzman ve usta öğretici. Zorunlu eleman çalıştırılması
Merkezde 34 üncü maddede belirtilen zorunlu meslek elemanlarının haricinde rehabilitasyon ve eğitim programları çerçevesinde sosyal hizmet uzmanı, psikolog, fizyoterapist, okul öncesi öğretmeni, branş öğretmenleri, dil ve konuşma terapisti, çocuk eğiticisi, diyetisyen, tabip, hemşire, usta öğretici part-time veya tam zamanlı istihdam edilebilir. İki zorunlu ve iki part-time olmak üzere en az dört meslek elemanı çalıştırılması zorunludur.

KURUMLARDA ÇALIŞACAK PERSONELİN HAFTALIK GİREBİLECEĞİ
DERS SAATİ SAYISI TABLOSU





Ödemeler yapılırken kurumların çalıştırdıkları uzman personelin çalışma sürelerinde ilgili mevzuat hükümlerine uyulup uyulmadığına dikkat edilmeli, uzman personelin günlük ve /veya haftalık girebileceği en fazla ders saatini aşmamış olması kontrol edilmelidir. (EK-5).

Ödemeler yapılırken kurumların çalıştırdıkları uzman personelin çalışma sürelerinde ilgili mevzuat hükümlerine uyulup uyulmadığına dikkat edilmeli, uzman personelin günlük ve /veya haftalık girebileceği en fazla ders saatini aşmamış olması kontrol edilmelidir. (EK-5).


Ödemeler yapılırken kurumların çalıştırdıkları uzman personelin çalışma sürelerinde ilgili mevzuat hükümlerine uyulup uyulmadığına dikkat edilmeli, uzman personelin günlük ve /veya haftalık girebileceği en fazla ders saatini aşmamış olması kontrol edilmelidir. (EK-5).
1- Ödeme yapılırken aranacak zorunlu personel ve zorunlu olmayan personel durumu yukarıdaki tabloda belirtildiği gibi olacaktır.
2- Özel eğitime gereksinimi olan bireylere verilecek bireysel ve seanslı grup eğitiminin uygun olan öğretim programına ait zorunlu uzman personel tarafından verilmiş olmasına dikkat edilmelidir.
3- Yapılan bireysel eğitimde o öğrenci için hazırlanmış bireyselleştirilmiş eğitim programlarının uygulanmış olması kontrol edilmelidir.


Yukarıdaki mevzuat hükümleri ve tablolar incelendiginde :
2007 öncesi Engelli Ögrencilerimizin Egitim Gördügü Özel- Özel Egitim Okulları ve Rehabilitasyon Merkezleri Sosyal Hizmetlere baglı kurumlar olarak çalışıyorlardi . Bu kurumlarda Psikoloji Mezunlari “ Psikolog” zorunlu personel arasında idi. PDR mezunları görevlendirilemiyordu. Bu kurumlarda Psikolog olarak görevli olanlar Tablo: Günde 7 seans 7x5=35 saat ders ( seans ) yazıyorlardi. Bu kurumlar Milli Eğitim Bakanlıgı’ na bağlanınca Psikolog/ Psikolojik Danışman-Rehber Ögretmenler ( Devlet Okullari gibi) zorunlu personel oldular. Bu kurumlarda PDR alanında görev alanların 40 saat ( seans) derse girecegi söyleniyor. Özellkle taplo 2' nin ekinde ( Yukarıda yer alan) 1.2. Maddelerdeki zorunlu uzman personel arasında Psikolog/ Psikolojik Danışman Rehber Öğretmen!in zikredilmesi ( görevli öğretmen ve uzman öğretici) yanlış uygulamalara fırsat vermektedir. Oysa MEB. Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği gereği PDR elamanlarına ders görevi verilemez.
Benim kisisel görüsüme göre,; MEB’ a baglı özel - özel eğitim kurumunun acılabilmesi icin Psikolog / Psikolojik Danısman Rehber Ögretmen zorunlu personeldir. Oysa SHCEK’ te ( Psikolog günde 7 seans bireysel….) olduğu gibi
MEB’ de Rehberlik ve Psikolojik Danısma Hizmetleri Yönetmeligi vb. geregi belirtilen görevleri yapar.Bu personele ders görevi verilemez. MEB Tablosunda PDR elananlari icin derse girecegi belirtilmiyor. “Burada, görevli uzman öğreticiler derken ne kastedilmektedir. Analasilmiyor. “ Bence özel egitimci, fizyoterapist, konumsa terapisti vb. kastediliyor.
Tüm bunların ışığında MEB ile iletisime gecilemiyor. İletisim sayfasi yada sorun iletme sayfasi sürekli hata veriyor. Ayrica bu hususa aciklik kazandirici bir genelge cikarilmiyor.. Özel Egitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde görevli Psikolog/PDR mezunları seans “ Derse Girerek” yazabilirler mi ? Bu husuSta gözden kacan bir yönetmelik maddesi, genelge vb. var mi? Ögrenmek istiyorim.


Halil Türkmen

Tablolar Dağıldığı için Tablodan İrdeleyebilirsiniz. Bu hatadan dolayı özür dilerim.


halilturkmen1954@mynet.com

halilturkmen1954@gmail.com
Bağlantı Düzenle Sil

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/4/2008 - çocuk gelişiminde aile mi okul mu?

18/12/2006 - EĞİTİMDE AİLEMİ OKULMU DAHA ÖNEMLİDİR

Yazan: isimsiz
eğitimde tabiki aile daha önemlidir okularrda okuyan bir çok terbiyesiz öğrenciye rastlıyoruz o zaman öğretmenler sana hiç ailen terbiye öğretmedimi diyorlar bu sözdende anlıyoruzki eğitimde aile daha önemlidir veyaatta banka hortumcuları onlar hep okumuş insanlar yani genel olarak eğitmde üstüne tıklayarak yazıyorum ÖĞRETİMDE DEĞİL eğitimde aile daha önemlidir. Tabi bu iki kelimeninde farklılıklarını görmüş olduk...........
Bağlantı Düzenle Sil

22/12/2006 - çoçuk egitiminde okulmu ailemi

Yazan: dilan yaş:12
çoçuk eğitiminde tabiki okul.0-6 yaş arası aileler verebildikleribilgiyi kadar verir fakat 6 yaştan sonra aile okulun verdigi eğitimi veremez mesala fen dersinde bir fizik konusunu anlatabilirmi yada mat. dersinde bir denklem öğretebilirmi aile bunların hiç birini yapamaz. ama okul hepsini yapar gerekirse terbiyede veriri yeter ki disiplin olsun.aile terbiyeden başka birşey veremez bazı aileler var terbiye bile vermiyo,sevgi göstermiyo eline cep telefonu veriyo özel okula gönderiyo para veriyo neymiş efendim ben çocuguma sev gi gösteriyorum para veriyorum,cep telefonu var özel okula gidiyo başka ne ya payım diyolar
bazıları var dayak atıyolar bazları sokağa bırakıyo aile eğitimi bu mu şimdi eger siz buna aile egitimi diyosanız sizin eğitim anlayışınız bu verdigim örnekler gibi
Bağlantı Düzenle Sil

15/1/2007 - aile toplumun temelidir

Yazan: isimsiz
eğitimin en iyi gerçekleştirileceği yer aileidir. insanlar temel değerlerini yeni nesillere aile aracılığı ile aktarır. çocuğun eğitimi herşeyden önce temel ruhi ihtiyaçların karşılanmasına bağlıdır. bunlar sevgi, disiplin ve özgürlüktür. ailenin önemi insanın hayatının ve eğitiminin dayandığı temel kurum oluşundan ileri gelmektedir. bu yüzden eğitimde ailenin önemi kuşkusuz ki bir adım önde gelmektedir. yeterli dercede ilgi sevgi gören çocuklar her türlü bilgi ve beceriyi daha kolay kavrarlar. geleceğin çocuk gelişimcisi olarak eğitimde okulun ve ailenin uyum içinde çalışması gerektiğini savunuyorum ama ailenin biraz daha önemli olduğunu belirtmek istiyorum. çünkü çocuğun bedensel, ruhsal, zihinsel, ve sosyal gelişimi sevgi dolu, sıcak bir ortamda yetişmesine bağlıdır.böyle bir ortamı sağlayan ilk ve temel kurum şüphesiz ailedir.
Bağlantı Düzenle Sil

15/1/2007 - kendini sevmeyen bşkalarını gerçekten sevebilir mi?

Yazan: isimsiz
bu konu hakkında yorum yapmanızı rica ediyorum. çok tartışıldı herkesin görüşü benim için çok önemli. şimdiden teşekkürler.
Bağlantı Düzenle Sil

18/2/2007 - eğitimde okul mu ailemi önemli

Yazan: gamze
yarın münazara var ve benim bu konuyla ilgili bilgi toplamam lazım...biz okulu savunucaz...bana yardımcı olursanız sevinirim....
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - kkitapuı

Yazan: isimsiz
ögretmen lmassa kimse öğrenim göremez
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - okul önemlidir

Yazan: sefa
bir kere aile önemli olsaydı ailesi okuma bilmeyen kimse nasıl öğrenim görecekti
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - sefa kaya

Yazan: sefa kaya
bir kere okul daha önemlidir niye diye sorarsanız okul eğitim yuvasıdır adı üstünde eitim yuvası eğitim görülen yer karta kuyrta
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - medyanın olumsuz etkilerti

Yazan: mehmet
evet baba golar gerisi yooook
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - anladın şen onu

Yazan: karta kırıştık hakeme tüplik
yareın birgün yolda gidiyoruz karşımıza bir it çıkınca altıma
Bağlantı Düzenle Sil

26/2/2007 - 112111111111111111111111111111

Yazan: isimsiz
hakan aldı topu hakan gidiyor ortayı açtı necati kafayı vuraccakken ali ile kadfa kafaya geldi hakem de bunu faul olarak değerlendirdi
Bağlantı Düzenle Sil

27/2/2007 - okul

Yazan: murat
aile mi okulmu tabiki de okul daha önemlidir
çünkü okula giden ve gitmeyen arasın-da çok fark vardır
Bağlantı Düzenle Sil

5/3/2007 - c

Yazan: isimsiz
bazı arkadaşlar okul daha önemli demiş ve de eklemişler: aile bi denklem öğretebilrmi demişler ne kadar saçma bi cümle. aile denklem öğretcekse okul ne işe yarar? o arkadaşlara sorarım
Bağlantı Düzenle Sil

6/3/2007 - eğitimde okul mu ailemi

Yazan: isimsiz
ya biz sınıfta münazara yapıcaz lütfen okul olarak bilgiler gönderirseniz sevinirim
Bağlantı Düzenle Sil

13/3/2007 - Münazara var da !!!

Yazan: isimsiz
Kişilik gelişiminde okul mu daha önemlidir aile mi?
Lütfen cevap yazın. Çok ihtiyacım var.
İlk münazarayı biz kazandık. Şimdi ikincide.....
Bağlantı Düzenle Sil

8/4/2007 - !!!!!!!

Yazan: isimsiz
birçok kişi çocuğun eğitiminde okulun veya çevrenin daha önemli olduğunu belirtmiş.kesinlikle katılmıyorum...kendi bilgilerindende nasıl bir yanlış kanate vardıkları çok açık belli oluyor.biraz mantıklı düşünseler bunun nerede daha önemli olduğunu görcekler...bi kere çocuk bazılarının yanlış bahsettiği gibi dersleri fln okulda ama öğretimle elde ederler...bunu eğitimle karıştıranlara sölicek söz bulamıyorum...konuşun ne diyim ne de olsa herkese açık....ama bilgisizliğinizi bu kadarda yanlış ifade etmenize gerek yok..
Bağlantı Düzenle Sil

16/4/2007 - eğitimde ailemi okulmu önemli

Yazan: dicle
eğitimde aile daha önemlidir zaten insan ailesinden terbiye alır okulda bunu pekiştirir
Bağlantı Düzenle Sil

16/4/2007 - yoooooooooooo

Yazan: isimsiz
aile toplumun temelidir
Bağlantı Düzenle Sil

16/4/2007 - dikkat yardım var

Yazan: yağmur
arkadaşlar bizimde yarın tartışmamız var bu konu hakkında bilgi toplamam gerek biraz yardım rica olunur
Bağlantı Düzenle Sil

16/4/2007 - eğitimde ailemi önemlidir okulmu

Yazan: isimsiz
arkadaşlar biz aileyi savunucaz yardımcı olabilirmisiniz?
Bağlantı Düzenle Sil

16/4/2007 - lütfen saçmalamayın

Yazan: isimsiz
eğitimde okul önemldir aile denklem vs.öğretemez gibi yorumlar olmuşta arkadaşlar o eğitim değil öğretim olur zaten eğitim farklı bişey
Bağlantı Düzenle Sil

18/4/2007 - olmaz böyle bişey yaaaa ama

Yazan: isimsiz
lütfen saçmalamıyalım diyen kişi kendisi saçmalamış kendisi herhalde ilk doğduğunda okuldan eğitimini almış lütfen iyi düşünün ailemi önemli okulmu
Bağlantı Düzenle Sil

18/4/2007 - sesleniş

Yazan: isimsiz
o isimsiz arkadaşa sesleniyorum biz öğretimden değil eğitimden bahsediyoruz
Bağlantı Düzenle Sil

19/4/2007 - AİLE

Yazan: damla
eğitimde tabiki aile önemlidir aile ilk temel eğitimi verir ve önemli olan temeldir bir şeyin temeli sağlam olmazsa üstüne inşa ettiğin yapı sağlam olsun neye yarar ki
Bağlantı Düzenle Sil

9/5/2007 - AİLE Mİ ÇEVRE Mİ

Yazan: isimsiz
ARKADAŞLAR BEN ÇOÇUĞUN GELİŞİMİNDE ÇEVRENİN DAHA ETKİLİ OLDUĞUNU SAVUNAN BVİR MÜNAZARA EKİBİNDEYİM.LÜTFEN BANA BU KONUDA YARDIMCI OLUN AMA GÖNDERECEĞİNİZ ŞEYLER LÜTFEN İNCİR ÇEKİRDEĞİNİ DOLURUR CİNSTEN BİR ŞEWY OLSUN ŞİMDİDİEN TEŞEKKÜRLER

cevaplarınız için fantaz_01@hotmail.com
Bağlantı Düzenle Sil

15/5/2007 - eğitimde aile önemlidir

Yazan: isimsiz
tabikide eğitimde aile önemlidir. allah aşkına söyleyin eğitim deyince sizin aklınıza tek ders mi geliyor.burda öğretim demiyorlarki aklınıza ders gelsin.münezarası olanlar ve okulu savunanlar bence siz hiç yarışmayın şimdiden yenilceğiniz belli boşu boşuna çenenizi yormayın
Bağlantı Düzenle Sil

29/5/2007 - eğitimde okul mu önemli aile mi?

Yazan: isimsiz
biz aileyi savunuyoruz ve kesinlikle aile :) Şahsen benim ailem bana okulun verdiği şeylerden çok daha fazla şeyi verebiliyorlar albert einstein gibi önemli biri okuldan aptal çocuk diye atılmış ailesi(annesi) ise onun önemli biri olmasını sağlamış.Christy Brown(sol ayağım adlı kitap yazarı) felçli ve konuşamaz hareket edemezken annesi sol ayağıyla resim yapmayı yazı yazmayı müzik aleti kullanmayı öğretmiş?bunları inkar ederseniz ne diim:)(inşallah kazancaz)
Bağlantı Düzenle Sil

9/7/2007 - çocuğun eğitiminde ailemi çevremi daha ettkilidir

Yazan: isimsiz
sevgili arkadaşlar sizler konuyu saptırarak hangisinin daha olumlu etki yarattığını tartışıyorsunuz ama sorun sie bu değil hangisi daha olumlu etkiliyor veya hangisi etkilemeli değil sorun
sorun hangisinin etkilediği ve bu durumdada bir bakınırsak etrafımıza tabiikide doğru yada yanlış çevrenin etkisi daha büyük bu yadsınamaz çünkü ailede bitseydi herşey bugün çocuk evinde okuma yazmayı öğrenirdi evinde tedavi görürdü evinde birçok şeyi tadardı peki bunların sonucunda çocuk hiç okuldaki o rkadaşlık ortamını kurabilirmiydi hayır çocuğa asıl kişiliğini kazandıran yine çevre hayatının ytamammını ailesiyle geçirmiş bi çocuğu dışarıya salın bakalım iki gün içinde o ne hale gelio çünkü aile onun o boş beynine çevreye çıkmadan önceki döneminde 06 yaş arası hep kendi istediklerini dolduruyo çocuk çevreye çıktığında isee çevre ona kendi beyninie kendi istedikletini doldurma imkanı verio ama doğru ama yanlış çocuk daha çok kendine yakın çereyi buluyo ve çevre onun üzerinde daha etkili oluyo aile çevre olmadan çocuk üzerinde tam 06 ya şarasında etkili olabiliyor ve bu dönem çocuğun fiziksel özelliklerinin geliştiği dönem siz illada ailenin etkili olduğunu savunuyorsanız size şunu söylerim ailenin etkili olduğu bu dönmde aileleri olmayan çocuklar yemek yiyip içemiyorlarım içiyorlar konuşuyorlar yani ailnin tek başına etkili olduğu bu dönemde aile olmaada oluo am daha sonrasında çocuk çevreye çkıo ve ne tesadüftürki bu dönemde çocuğun kişiliğini bulmaevresi çocuk kişiliğini çevrede buluo ki şöle bişeyde varki ailede çocuğunu çevreden etkilenerek büyütüo çevreye ihtiyacı var ailenin ihtiyacının olmadığını düşünüyorsanız peki niçin kendi başına koca bir çevre olan interneti televizyonu evine sokuyor niçin töre cinayetleri var yazdıklarım karışık gelebilir ama iyice okuyun ve araştırın unutmayın bu konu hangisi daha ii hangisi etkilemeli konusu değil hangisi ii veya kötü etkilio konusu
gönül isterki ile etkili olsun olsun da etikçiler eroinmanlar büyümesin içimizde
size ki örnek vererek yazımı bitiricem ilki atatürk onun babası küçük yaşta öldü yani yarım bi ailede büyüdü ve annesi onun mahalle mekteplerinde okuyup bu okulların yetiştirdiği mesleklere sahip olmasını ,sterken o annesinden gizli sınavlara girdi kazandı ve asker oldu onu bunu yapmasını sağlayan ailesi diildi çevreydi
ikinci örneğimse gündemden bu sene ülkemizin meşhur ir kolejinin tuvaletinde öğrencilerin uyuşturucu kullandığı haberlerni izledik ve bir gazetede bu haber şöyle yayınlanmaktaydı TÜRKİYENİN EN ZENGİN TÜRKİYENİN EN KÜLTÜRLÜ AİLELERİNİN ÇOCUKLARIYDILAR teşekkürler
Bağlantı Düzenle Sil

14/10/2007 - çocuğun gelişiminde ailemi okul mu önemli

Yazan: ellliiifcan
tabiki aile önemlidir iyi bir aile ortamında yetişmeyen çocuktan siz ne beklersiniz okul ikinci planda kalır eğitim önce ailede şekillenir çocuk eğitimi eğitimin ne olduğunu ailede öğrenir ailesi tarafından iyi yetiştirilmeyen çocuk ilerisinde toplum için kötü bir birey haline gelebilir bu yüzden herşey ailede belirginleşir
Bağlantı Düzenle Sil

6/11/2007 - okul mu aile mi

Yazan: isimsiz
arkadaşlar lütfen yardım edin münazara var ve biz aileyi savunuyaoruz lütfen birileri anlamlı bişeyler yazsın lütfennnnnnnn
Bağlantı Düzenle Sil

11/11/2007 - aile taban okul tavan

Yazan: isimsiz
çocuğun gelişiminde tabikide aile önmelidir! çünkü alie çocuğun temelini oluşturur okulda bu temeli devam ettirir.ama temeli olmayan bi bina olmaz değil mi? çocuk temel eğitimini tamamlayacak yaşa geldikten sonra bu bilgileri pekiştirmek için okula gider ayrıca okullarımızda çok az dozda eğitim verilmekte ya da hiç verilmemekte okul genellikle öğretim yuvası olarak görülmekte!!((ne yazıkki)) aile tabandır okul tavan
Bağlantı Düzenle Sil

11/11/2007 - aile taban okul tavan

Yazan: isimsiz
çocuğun gelişiminde tabikide aile önmelidir! çünkü alie çocuğun temelini oluşturur okulda bu temeli devam ettirir.ama temeli olmayan bi bina olmaz değil mi? çocuk temel eğitimini tamamlayacak yaşa geldikten sonra bu bilgileri pekiştirmek için okula gider ayrıca okullarımızda çok az dozda eğitim verilmekte ya da hiç verilmemekte okul genellikle öğretim yuvası olarak görülmekte!!((ne yazıkki)) aile tabandır okul tavan
Bağlantı Düzenle Sil

12/11/2007 - çocuğun gelişiminde ailemi önemlidir çevre mi????

Yazan: isimsiz
ben de başka bır konu uzerınde durmak istiyorum konumun ana başlığı ise çocuğun gelişimin ailemi önem lidir çevre mi die bence çocuğun gelişiminde çevre daha önemlidri neden dıye sorarsınız ben açıklayayım çünkü;çocuk aileden çok ne öğrenniyorsa çevreden öğpreniyor tabii aileden öğrendikleri var ama genel olarak çevreden dagha çok şeyler öğreniyor çünkü;çocuk sürekli arkadaşları ile iç içe oluyor ve ailesınden çok cevresın de daha çok şey öğreniyor tabii ailesinbden de öğrendikleri var ama demin de dediğim gibi çocuk cevresınden daha çok sey öğrenıyor ARKADAŞLAR BEN BU KONU HAKKINDA SİZİNDE GÖRÜŞLERİNİZİ ALMAK İSTERİM GEREĞİNİ YAPILMASINI ARZ EDERİM SAYGILARIMLA
Bağlantı Düzenle Sil

12/11/2007 - AİLE

Yazan: BOŞ
BEN CE AİLE AMA BİZ ÖĞRETMENİ SAVUNUYOZ
Bağlantı Düzenle Sil

13/11/2007 - OKUL MU AİLE Mİ?

Yazan: aysun ve melek
arkadaşlar geçen senelerde bu konuyu tartıştıysanız araştırmalarınızı paylaşır mısınız konu ÇOÇUĞUN EĞİTİMİNDE OKUL DAHA ÖNEMLİDİR. TŞK
Bağlantı Düzenle Sil

22/11/2007 - okul daha önemli

Yazan: atahan
okul bizi eğitir.gerekli eğitimi verir
Bağlantı Düzenle Sil

26/11/2007 - ikiside eşittir neden mİ ALTTAKİ YAZIYI KURSANIZ ÖĞRENİRSİNİZ TMM MI

Yazan: DOSTOYEVSKİNİN KÜÇÜK NAKISCANLAR
ÇÜNKÜ AİLEDE 4 HARFLİFİR OKULDA ...........BU YÜZDEN İKİSİ ARASINDA AYIRT ETMEK BİRAZ ZORDUR

BU ARADA AKLIMA GELMİŞKEN SOLİİM
Bağlantı Düzenle Sil

26/11/2007 - eğitimde okul daha önemlidir niyemi çünkü tek kelimeyle açıklıcam

Yazan: gfbbbbbbbbb
aileyi bir tuğlaya benzetirsek toplumuda binaya benzetirsek tuğlalarla bina oluşur.
sağlam bi bina oluşturmak içinde pahalı tuğla kulanmamız gerekir. pahalı tuğlalar
pahalı tuğlalarda bütçemize zararlı.çünkü paramız gider . parası giden bi aile çocuğunu okutamaz. böylece okumayan çocuklar sokaklarda cafeteryalara gider
tüm paralarını cafelere harcar böylece ailenin parası gitrmiş olut bu yüzden okul daha önemlidir
Bağlantı Düzenle Sil

26/11/2007 - trtr

Yazan: isimsiz
arkadaşlar tabiki okul daha önemlidir aile sadece terbiye verir ama oıkul eğitim verir.Okul eğitim vermeseydi neden okula bu kadar maddi ve manevi destek verilirdi lütfen süleyin neden ünlü filozoflar birilerini eğitmek için öğretmen olurdu sülein bana
Bağlantı Düzenle Sil

26/11/2007 - aile

Yazan: isimsiz
tabiki aile önemlidir arkadaşlar
Bağlantı Düzenle Sil

1/12/2007 - aile mi okul mu

Yazan: emirkan
bana göre tabi ki aile çünkü toplumun temelini oluşturan ailedir.aileden doğan çocuk aileden alacağı eğitim ile okula gider. bi düşünün kendinizi bir yoksul çocuk olarak görün. annenizi ve babanızı küçük yaşta kaybetttiniz.etrafta yalnız kaldınız.sizde çevredekilerinize zarar wermeye başladınız. işte burdada görüldüğü gibi aileden eğitim alınmadığı için böyle yaptınız sözün kısası siz şunu unutmayınız ki insanlar eğitimi aileden almadıkları sürece başka hiçbir yerden eğitim alamazsınız alsanızda onu kullanmanız imkansız
Bağlantı Düzenle Sil

2/12/2007 - seslenme

Yazan: emirkan
sitenizi açtım baktım ve çok hoşlandım benimde bu konyl ilgili münazaram war ama aile mi okul mu derken bazı arkadaşlarımız okul dio bence yanılıolar şimdi size soruom siz küçükken aileniz size neler öğrettiyse o eğitimdir ilk eğitim anne karında başlar okulda bunlar pekiştirilir işte demekki eğitim aile üzerinde çok etkilidir
Bağlantı Düzenle Sil

2/12/2007 - seslenme

Yazan: emirkan
sitenizi açtım baktım ve çok hoşlandım benimde bu konyl ilgili münazaram war ama aile mi okul mu derken bazı arkadaşlarımız okul dio bence yanılıolar şimdi size soruom siz küçükken aileniz size neler öğrettiler.
Bağlantı Düzenle Sil

2/12/2007 - sen

Yazan: eben
benseniejdadına
Bağlantı Düzenle Sil

4/12/2007 - cewap

Yazan: isimsiz kahraman
kusura bakmada bende senin ecdadına tükürüüm
Bağlantı Düzenle Sil

7/12/2007 - eğitim sosyal çevrede mi yoksa okuldamı daha etkilidir

Yazan: isimsiz
arkadaşlar biz münazarada eğitimin sosyal çevrede daha etkili olduğunu savunuyoruz sizlerdende bu konu hakkında bana yardımcı olmanızı istiyorum yorumlarınızı bekliyorum lütfen herkez ufakta olsa bişeyler yazsın
Bağlantı Düzenle Sil

2/1/2008 - çocuk eğitiminde çevre mi ailemi önemli

Yazan: isimsiz
benimde bu konu ile ilgili münazaram var ve ben çevreyi savunuyorum internette bu konuyla ilşkili pek fazla bilgi yok lütfen .yarın münazaram var.
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - performans ödevi

Yazan: simge
merhaba ben simge türkçe öğretmenimiz bir performans ödevi verdi okul mu daha önemli yoksa ailemi ben okul önemli grubundayım yardım edin ne olur benim türkçem iyi değil performans ödevleri ile kurtarcam inşallah
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - performans ödevi

Yazan: simge
merhaba ben simge türkçe öğretmenimiz bir performans ödevi verdi okul mu daha önemli yoksa ailemi ben okul önemli grubundayım yardım edin ne olur benim türkçem iyi değil performans ödevleri ile kurtarmaya çalışıcam
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - okul daha önemli cicilerim

Yazan: simge
yaaa bazıları aile önemli demiş nereye ya nasıl aile önemli be okul olmasa kim öğretcek bunları be ha
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - eğitim sosyal çevrede mi yoksa okuldamı daha etkilidir

Yazan: simge
eğitim sosyal çevrede mi yoksa okuldamı daha etkilidir deyen arkadaşım aynı ödevdeyiz ama başka okullarda benim konumda o ben bulduklarımı göndericem
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - emirkan denen çocuk eminmisin?

Yazan: simge
ya saçmalama emirkan tamam aile filanda aile eğitimi verdi o kadar neyine yetcek ha ailen herşeyi bilebilir mi
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - okuuuulllllllll daha önemli ya

Yazan: simge
arkadaşlar ben daha önceki yazılarım da okulun ndn önemli olduğunu yazdım aile önemsiz demiyorum ama aile ndn önemli acıklama istiyom
Bağlantı Düzenle Sil

7/1/2008 - tabiikide okul

Yazan: safa
bize daha farkli verdileer konuyu cocugun egitiminde okul ve ailemi yoksa toplumsal cevremi daha onemluidir cvpbekliyorum
Bağlantı Düzenle Sil

8/1/2008 - çocuk eğitiminde aile daha etkilidr

Yazan: selin
ya ben münazarada bu konuyu savunacağım onun için biras bilgi lazım burdakiler yeterli değil ....... lütfen biras daha bilgi :) 10 ocak sonnnn lütfennn
Bağlantı Düzenle Sil

16/1/2008 - :S slm arkadaşlar

Yazan: berk
slm arkadaşlar, çocuklar için aile mi daha önemli yoksa toplumsal çevremi bununla ilgili bilgi verirseniz çok sevinirim münazara olursa daha ii olur 1 hafta sürem var şimdiden teşekür ederim...
Bağlantı Düzenle Sil

17/1/2008 - aıle okuldan daha onemlıdır

Yazan: veysi
bana yardım edın aıle daha ıyı
Bağlantı Düzenle Sil

17/1/2008 - aıle ve okul

Yazan: veysi
gamze ve elıfe katıkıyorum by
Bağlantı Düzenle Sil

18/1/2008 - ÇEVRE ÇOK ÖNEMLİİİ!!!!!!!!

Yazan: isimsiz
ARKADAŞLAR ÇEVRE ÇOCUK YETİŞİMİNDE ÇOK ÖNEMLİDİR!!!!ÇÜNKÜ GELİŞİM AİLEDE BAŞLAR OKULDA PEKİŞİR ÇEVREDEDE KULLANILIR BUNA KİMSE KARŞI ÇIKAMAZ... LÜTFEN SİZDE BİRAZ MANTIKLI OLUN....SİZDE YAZIN..............
Bağlantı Düzenle Sil

21/1/2008 - eğitimde çevremi yoksa ailemi daha önemlidir

Yazan: büşra
lise 3 öğrencisiyim sınıfımız da bu konuyla ilgili munazara hazırlıyoruz ve ben aileyi sovunacağım aslında yardıma gerek yok ama düşünceleri yazarsanız çok yardımcı olmuş olacaksınız "SAYGILARIMLA"
Bağlantı Düzenle Sil

21/1/2008 - düşünceler

Yazan: büşra (ser.s.55@hot.)
Daha önce münazaralara katılmış olan arkadaşlar var onlarda yardımcı olurlarsa sevinirim iletişim kurmak için buraya yada adresime mail atabilirsiniz şimdiden teşekkür ediyorum
Bağlantı Düzenle Sil

21/1/2008 - düşünceler

Yazan: büşra (ser.s.55@hot.)
Daha önce münazaralara katılmış olan arkadaşlar var onlarda yardımcı olurlarsa sevinirim iletişim kurmak için buraya yada adresime mail atabilirsiniz şimdiden teşekkür ediyorum
Bağlantı Düzenle Sil

21/1/2008 - .........

Yazan: isimsiz
bence çok satçma
Bağlantı Düzenle Sil

23/1/2008 - eğitimde AİLE!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!:)

Yazan: isimsiz
ailesiz çocuktan hayır gelmez
Bağlantı Düzenle Sil

23/1/2008 - münazara da konum ÇOCUĞUN EĞİTİMİNDE ÇEVRE, AİLEDEN DAHA ETKİLİDİR.

Yazan: 7.sınıf münazaracı inekkkkk
çevre yi savunuom ben onu savunanlara öneri

çevre= insan çevresi(ark flnnnn) + EV, ODA flnnnnnnn
bnu unutmayın
bu arada aile de çevreye girer. bunu ii savunursan 1-0 önden başlarsınnnnnnnnnnn başarılar
Bağlantı Düzenle Sil

11/2/2008 - çocuk eğitiminde ailemi önemli çevremi

Yazan: isimsiz
çocuk eğitiminde ailemi önemli çevremi bence aile zaten aileyi savunuyorum bukonu da cok fazla bilgi bulamadım şimdiden teşekkür ederim :D
Bağlantı Düzenle Sil

13/2/2008 - çocuğun e

Yazan: isimsiz
bence okuldur bu soru bizim münazara yarışmasında türkçe öğretmeni bu konuyu tartışmamızı istedi. bende jüriyim.
Bağlantı Düzenle Sil

14/2/2008 - çocuk eğitiminde ailemi çevremi önemlidir

Yazan: ssenem
bu konuyla ilgili münazaram var internette bu konu hakkında fazla bilgi yok yardım ederseniz sevinirim (dha öncce bu konu hakkında münazaraya katılmış kişiler görüşlerini yazarsa sevinirim) :D ben aileyi savunuyorum :D
Bağlantı Düzenle Sil

16/2/2008 - ssenem

Yazan: isimsiz
çocuğun gelişiminde ailenin önemini anlatan makale yazı bilgi vs. bilenler yazarsa sevinirim :D
Bağlantı Düzenle Sil

19/2/2008 - çocuğum eğitiminde aile ve okulmu yoksa çevremi daha önemlidir ?

Yazan: gülşah
merhaba perşembe günü okulda münazaram var.ben çocuğun gelişiminde aile ve okul daha etkilidir konusunu savunacağım.Ama bu konuyla ilgili fazla bi bilgim yok!lütfen düşüncelerinizi yazınız ve bana yardım edin! SAYGILARIMLA.
Bağlantı Düzenle Sil

20/2/2008 - yazı veya makale

Yazan: serhan çetin
teşşekkürler,çok iyi yazmışsın
Bağlantı Düzenle Sil

20/2/2008 - önemli bir istek

Yazan: serhan çetin
bu konu ile ilgili kaynaklar çok güzelmiş.ama bu kaynakları söylerseniz daha çok sevinirim. :) !!!!
Bağlantı Düzenle Sil

20/2/2008 - acil!!!!!!!

Yazan: serhan çetin
benim cuma günü münazaram var. onun için lütfen bana yardım edin.:)

ÇOK TEŞEKKÜRLER!
Bağlantı Düzenle Sil

25/2/2008 - MÜNAZARA

Yazan: atike
Arkadaşlar biz okulda münazara yapıp eğitimde okulun daha önemli olduğunu kanıtlamalıyız LÜTTFEEENNNN bana yardım edinnnnnnnnnnnnnn.
Bağlantı Düzenle Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Her konuda Psikolojik danışma hattı

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

sarp
otism
kitap
otistik
pdrmerkezi
kaptanoti